<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Boşa Kürek Çekenler</title>
	<atom:link href="http://bosakurekcekenler.com/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://bosakurekcekenler.com</link>
	<description>Siz Bizim Demokratikleştiremediklerimizden misiniz?</description>
	<lastBuildDate>Fri, 18 May 2012 10:58:38 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.2</generator>
		<item>
		<title>Mitolojinin sireni olmuş bizim ÇOİ (Çok Önemli İnsan)</title>
		<link>http://bosakurekcekenler.com/mitolojinin-sireni-olmus-bizim-coi-cok-onemli-insan.bkc</link>
		<comments>http://bosakurekcekenler.com/mitolojinin-sireni-olmus-bizim-coi-cok-onemli-insan.bkc#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 17 May 2012 21:23:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Kürekçi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://bosakurekcekenler.com/?p=663</guid>
		<description><![CDATA[Uzun süredir yazmak içimden gelmiyordu. Olaylara canımın sıkılmadığı tek bir gün olmadı ama yine de yazamadım. Zorla da olmaz ki, ben para karşılığı ottan kakadan yazı yazmak zorunda olmadığım için kendimi çakma gazeteci haline getirme çabam da yok. O yüzden &#8230; <a href="http://bosakurekcekenler.com/mitolojinin-sireni-olmus-bizim-coi-cok-onemli-insan.bkc">Okumaya devam et <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div id="attachment_664" class="wp-caption alignleft" style="width: 226px"><a href="http://bosakurekcekenler.com/wp-content/uploads/2012/05/siren.jpg"><img class=" wp-image-664" title="siren" src="http://bosakurekcekenler.com/wp-content/uploads/2012/05/siren-216x300.jpg" alt="" width="216" height="300" /></a><p class="wp-caption-text">&quot;Siren&quot; Yunan mitolojisinde gövdesi kuş belden alt kısmı balık görünümünde olan ve gemicileri tiz sesi ile ölüme yönlendiren canlılar.</p></div>
<p>Uzun süredir yazmak içimden gelmiyordu. Olaylara canımın sıkılmadığı tek bir gün olmadı ama yine de yazamadım. Zorla da olmaz ki, ben para karşılığı ottan kakadan yazı yazmak zorunda olmadığım için kendimi çakma gazeteci haline getirme çabam da yok. O yüzden yazmadım. Artık yazmayacağımı ve hiç içimden gelmeyeceğini bile düşünüyordum.  Ama bugünkü halime tanık olduktan sonra dedim &#8220;Al eline tuşları, tıklat içinden gelen harflere ve dök kızgınlığını kelimelere&#8221;. Ve işte bu heyecanla kendimi eve zor attım. Hani Amerika&#8217;nın çizgi filimleri büyüyüp, Japonların çizgi filimlerini izleyip caponları kocaman gözlü zannettiğimiz günler vardı ya, aynı yıllarda çocuk olanlar da hatırlayacaktır &#8220;Taş Devri&#8221;ni. Fred Çakmaktaş ve Barni Moloztaş işten eve giderken arabalarına biner ve tabana kuvvet koşarlar arabalarını taşırlar ve &#8220;yaba daba duuu&#8221; diye çevreye neşe saçarlardı. Araba ile eve gelirken ruhen ben de o şekilde yol aldım.</p>
<p>İkitelli&#8217;de Kosgeb&#8217;e gitmiştim. Geri dönerken Boğaziçi Köprüsü&#8217;nü kullanmak için asıları (tabela) takip ederek, hızım sol şeride yakıştığı için en sol şeritten gidiyordum. Şeritlerin önemi ehliyet öncesi eğitimde verilmediğinden! olsa gerek yavaş giden de hızlı giden de kafasına göre takılabildiğinden kısa bir süre sonra sol şeritte sağ şerit edası ile salınan bir mersedesli amca çıktı. <span id="more-663"></span>Korna çalmayı ve selektör yapmayı görgüsüzlük olarak nitelediğimden bir süre kuyruğuymuşum gibi arkasından gittim. Bu süre içinde 5-6 arabanın gerisinde arabanın tepesine siren lambası takmış afili bir arabanın, önündeki araçları sola kaçırarak bana yaklaştığını da izlemekteydim. Ve nihayet aramızda araç kalmayınca bu çok önemli kişiyi taşıyan, camları en alasından siyah canlı olan araç, kendisini önemsemediğimi görünce selektör yakmaya başladı. Yakılan selektörlerin aynadaki yansıması beynimdeki çapraz nöronlarımı pek etkilemiş olsa gerek, aklıma her fırsatta örnek gösterdikleri Avrupa devletlerindeki milletvekillerinin bisiklet ile meclis çalışmalarına gittiği geldi. Adı üstünde &#8220;milletin temsilcisi&#8221;. Millet kendini temsil etsin diyerek meclise gönderdiği kişi ile aynı seviyede yaşamak ister. Peki ya, aşağılık kompleksi halkın her katmanına sirayet etmiş olan ülkemdeki durum nasıldır? Koltuk sevdasına kapılıp mevki sahipliğini kazanan eğitimli-eğitimsiz herkes kendini arşa ermiş zannedebiliyor. Halkın verdiği oylar ile seçilmenin mantığını tam olarak kavramaya yetecek beyni olmadığı için de, kendisine verilen mevkiiyi çok fazla önemsiyor. Ve çevresindekiler de o şahsı omuzlara alıp taşıyınca, gördükleri zaman ona yer açınca da &#8220;ben neymişim be abi&#8221; diyor elbette.</p>
<p>Hani bir atasözü vardır; &#8220;Olgun başak eğiktir&#8221;.<br />
Atalar ne doğru söylemişler.<br />
Bu olmamış bireyler de öylesine dikleşirler ki türlü aymazlıkları, kul hakkı yemeyi, başkalarının hakkını çiğnemeyi kendilerine sunulmuş bir nimet olarak algılarlar. Ve sonuç karşımıza hayatın her alanında farklı maskeler ile çıkar. Hastanede sabahın erken saatlerinde sıra almış bekliyorsunuz, oynak bir hademe gelip 32 dişini herkesin görebileceği eda ile salınır ve ilk sıraya kankasını yerleştiriverir. Veya herhangi bir şey için kuyruk olmuş kitlenin içinde bekliyorsunuzdur, insan kıyafeti giymiş bir iki ayaklı gelip en ön sıraya geçip işini görür. İnsanlar da ses çıkartmazlar. Bazen ses çıkartan kişiler olur olmasına, ancak mahalle baskısı denen koşulsuz itaat türü, bir arada vakit geçirmiş olan o topluluğa da kendisini kabul ettirdiği için, ses çıkartana deli muamelesi yapılır ve destek verilmez. Sonuçta ses çıkartan kişi isyan ettiği ve mahalleliye küfrettiği ile kalır ve haksız yere sıra ihlali yapan iki ayaklı da o bölgeden uzaklaşmış olur. Ne ala! İşte bunlardan birisi de bana denk geldi bugün.</p>
<p>Sol şeritte selektörlerin nöronlarıma etkisinden bahsediyordum. Bisiklet kullanan Alman milletvekili ile bizim ülkedeki son model arabalardan inmeyen, özel şoförsüz ve en az bin korumasız dışarıya çıkamayan vekilleri düşünerek 120-130-140 ile gitmeye devam ediyordum. Ne ben ne de çok önemli kişiyi taşıyan araç sola gitmiyorduk. Selektörü yetersiz bulan araç bu defa sirenini açtı ve tiz ses ile ambulans havasına büründü. &#8220;Kimsen kimsin&#8221; kelimelerini cümle haline çevirecek el hareketlerini de yaparak elimden geldiğince içimdeki öfkeyi onlara yansıtıyordum. Arkadaki araç benim tampona yaklaşmaya çabalıyor ben de hızlanıyordum. Neyse ki bu tür hareketleri çocuk oyuncağı gibi uyguladığım için pek genç iken, rahattım. Ancak gözüm &#8220;Kadıköy&#8221; asısını algıladığı zaman, çevirdiğim çizgifilimden çıkıp gerçek dünyaya geri döndüm. Hızla arkadan gelen araçları kontrol edip sinyalimi verdim ve sağa doğru yol aldım. Birbirimize kafa tutma komedisinin son sahnesinde ise penceremi açarak ön koltuktaki şoför ve (tahminen) korumasına yeniden &#8220;kimsen kimsin&#8221; hareketlerimi yaparak kendimi ifade ettim. Dalaştıkları kişinin ba-ayan olmasına kısa süre de olsa şaşırmış olsalar da pis pis bakışlarını da yanlarınaalarak farklı yöne doğru uzaklaştılar.</p>
<p><a href="http://bosakurekcekenler.com/wp-content/uploads/2012/05/siren_oto.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-665" title="siren_oto" src="http://bosakurekcekenler.com/wp-content/uploads/2012/05/siren_oto.jpg" alt="" width="299" height="224" /></a>Onlara yol vermedim de başım göğe mi erdi? Hayır. Peki arabaya yol vermeyerek sistemi değiştirebildim mi? Hayır? Yarış mı yaptık ve ben kazandım? Hayır. Peki neden o şekilde bir tepki verdim. İsyan ediyorum ve çığlık atamıyorum da ondan tabii ki! Günü takip etme amaçlı haberleri okuyorum. Az önce Hürriyet gazetesinin internet sitesine göz attım. Manşete Amerikalı disko kraliçesinin ölüm haberini yerleştirmişler. Üstüne de şehit verdiğimiz çatışmanın haberi. Yanda Hülya Kavşar&#8217;ın kadın erkek üzerine teorileri verilmiş. Ben çığlık atmayayım da ne yapayım? Bu sistemi pis elleri ile tutan ve yoksulu daha da yoksul cahili daha da cahil bırakan ellere yol mu verecektim yani? O sirenli araba bunları temsil ediyor işte. Başbakan ve Cumhurbaşkanı eskiden terörist olarak bildiğimiz Barzani&#8217;yi kabul ederek resmi görüşme yapıyorlar ve sonra da şehitlerimiz için başsağlığı mesajı mı yayınlıyorlar? Genelkurmay Başkanlığının internet sitesinde ise neredeyse düğün davetiyesi şeklinde taziye mesajı yayınlamışlar. Yani şehitlerimizin yakınları için yüreğimin acısından çok olan bitenlere şaşırıyorum. Çığlık atmayıp, isyan etmeyip de sola mı çekilseydim yani?</p>
<div id="attachment_666" class="wp-caption alignnone" style="width: 610px"><a href="http://bosakurekcekenler.com/wp-content/uploads/2012/05/megazin.jpg"><img class="size-full wp-image-666" title="megazin" src="http://bosakurekcekenler.com/wp-content/uploads/2012/05/megazin.jpg" alt="" width="600" height="302" /></a><p class="wp-caption-text">Hürriyet gazetesi 18 Mayıs 2012 00:20 de ekran görüntüsü.</p></div>
<p>Gazetelerin taraflı olduğu gerçeğinden dolayı bir de önemli bulduğum konularda araştırma yapıyorum. Olan bitenler ile sosyal paylaşım sitelerinde insanların verdiği tepkileri tarıyorum. Bunu da sırf Amerikanın kendi ajanlarına yaptırttığı işleri de takip ederek onların penceresinden bakabilmek için yapıyorum. Yoksa her görüşten şahsın karşı görüşte olana ettiği küfürleri tekrar tekrar okumak zaman kaybından başka bir işe yaramıyor.İnsanlardaki cehalet beni ürkütüyor. Herkes çocukluğunda kendisine dayatılan fikrin peşine saplanmış, sorgulamadan ve taparcasına kulluk ediyorlar belli ideolojilere. Atatürk&#8217;ü sevdiğini zanneden genç &#8220;Hey may firend, şu gitme işine ne zaman start vrcğz yeaaa&#8221; şeklinde konuşuyor, tüketim çılgınlığına katılıp para harcayıp üretmeyerek Atatürk&#8217;ün kendisine emanet ettiği ülkesine yaptığı kötülüğü de göremiyor. Atatürk&#8217;ün yaşamı boyunca okuduğu binlerce kitabın yüzde 1&#8242;ini dahi okumuyor, O&#8217;nun en büyük eseri olan Nutuk&#8217;u hiç okumayıp Atatürkçü olduğunu iddia ediyor. Milliyetçi olup Atatürk&#8217;ü seven var, sevmeyen var. Solcu olup Atatürk&#8217;ün solcu olduğunu iddia adenler var, karşı çıkanlar var. Atatürk Fenerli-Galatasaraylı diyenler var. Atatürk namaz kılardı, kılmazdı rakı içerdi kafirdi diyip ama rakı içen de müslüman olur ki diyen de var. Her isteyen kendi tarafına çekebiliyor yani. Diğer bir yandan kendini Allah yoluna adamış olan genç Atatürk&#8217;ten dinsiz olduğunu büyüklerinden duyduğu için nefret ediyor. Ve her O&#8217;na küfrettiği kelime başına cennetten huri kazandığına inanıyor. Bu yolda ilerlediğini zanneden zavallı gençler kendi aralarında sonsuz kere bölünmüş oldukları için cemaat savaşlarındaki askerler misali efendilerini savunuyorlar. Milliyetçi olup aynı zamanda din yolunda ilerlediğini sanan Atatürk&#8217;ten nefret eden olduğu gibi hem müslüman hem vatansever hem de Atatürkçü olanlar da var. Turancı olan müslüman olanlar olduğu gibi, dini kabul etmeyen vatanseverler de mevcut. Bir de liboşlar var ki onlar da dünyada insan eli ile çizilen sınırlar silinsin ve dünya bir olsun istiyorlar. Bu şirin ve içinde sevgi pıtırcığı deposu dolup taşan pembe gözlüklüler genelde herkesi kardeş olarak gördüklerini söyleyip aslında kendi ceplerinin dolacağını hesap ettiklerinden dolayı &#8220;Dansöz etkisi&#8221; misali (Kelebek Etkisi adlı filimden hatırlayın) fikir beyan ediyorlar. Genelde parazit oluşturan ve sabit bir dalga boyunu yakalayamamış olan liboşları her türlü kılıkta ve fikirde görebiliriz, yeter ki yüzü paraya dönük olsun. Yok yok bizde yani&#8230;</p>
<p>İşte geri dönüş yolunda yazmam geldiğine bu olay sebebi ile karar verdim.<br />
Haksız mıyım ki?<br />
Olan bitenlere baktığım zaman, gücü ele geçiren kişilerin bir başkaları üzerinde gücünü kabul ettirmek için mevkilerini kötü yönlerde kullanmalarınaydı aslında benim isyanım. Nedir binlerce yıldır kötü olanı baştacı etmiş olan sistemin sebebi? Nedir binlerce yıldır hegemonyanın gücü elinde tutmasının sırrı? Nedir iyi olanın kötünün mevkisini ele geçirdiği zaman kötüleşmesinin altında yatan gerçek? Nedir binlerce yıldır insanoğlunun bir türlü iyi edemediği ve onu acıtan yarasının ilacı? Sanki benim gibi deliler bu şeytan ruhlu egemen sınıfa karşı çıkıyoruz ve yol vermiyoruz da sistemi çökertiyor muyuz?<br />
İsyan edenler ses çıkarttıkça, gücü elinde tutan az sayıda kötüler, birbirlerine sımsıkı sarılarak kendisini kötüleyenleri yok etmişlerdir. Hala da değişen bir şey yok. Roma döneminde olan, Ortaçağ zamanında olmuş, şu anda da oluyor. İyi yürekli ve başkalarını bilgilendirmeyi görev sayan gerçek aydınlarımız, suçlarını bilmeden hapislerde tutuluyor. Kimler tarafından peki? Şu anda gücü eline geçirmiş olan, eskinin Roma asilleri tarafından veya eskinin ruhban sınıfı tarafından. Zaman değişse bile, insanoğlu dediğimiz kocaman canlının düşmanı da dostu da değişmiyor. Zaman değişse bile oynanan tiyatronun oyuncuları değişse de rolleri değişmiyor ve sonuç hep aynı oluyor, suçsuz olan cezalandırılıyor. Çocuklara tecavüz edenler, halkın parasını çok yüksek miktarlarda cebine indirenler, karısını namus için öldürenler, halkın ortak malı olan toprakları kendi malına katanlar ve daha birçok kötülüğü yapanlar dışarda fink atarken, ayakları olmayan felç geçirmiş ve başkasına muhtaç olarak yaşamını sürdüren muhasebe kayıtlarında hata yaptığı için hapis cezası alan kişiyi hapse atıyorlar. Bir garip işler dönüyor. Elalem akşamları, eskiden annelerinin &#8220;e bebeğime eee eee&#8221; diyerek uyuttuğu gibi, büyüdüğü zaman da dizi izlerken uyutulduğunu bilse bile izleyerek gözlerini olan bitenlere kapatmış oluyor. Sistemdeki tıkanıklığı çözmek için kayanın altına bir el atmak yerine, sistemin kölesi olmayı ve ömrünü bir hiç için heder etmeyi tercih ediyor. İstediği zaman Pacun Kılıcalı&#8217;nın sihirli eli değmiş! olan insanlı-köpekli yeteneksizlerin yarışmasını izliyor ve uyuyor, istediği zaman ahlaksızlığın bolca serpiştirildiği evlilik programlarını izliyor ve gülüyor. Maaşının neredeyse yarısını devlete vergi olarak ödediğini önemsemiyor ve devlet meselelerinden bahsetmeyi &#8220;politik veya siyasi&#8221; olarak niteleyip aklınca kendisini güven altına alıyor.</p>
<p>Dönüş yolunda neler yazacağımı hayal ederken, radyodaki seslere odaklanmak zorunda kaldım. Bir kanalda Çince eğitim veriliyordu. Evet yanlış duymamıştım, çince öğretilen bir radyo kanalımız da varmış. Yüzde 99 oranında müslüman halkın yaşadığı söylenen memleketimin konuştuğu dilde incili ve İsa&#8217;yı öven radyo kanallarından sonra çince öğreten radyo kanalımız bana pek çok duygular tattırmıştı elbette! &#8220;Bir dil bir insan demektir, bu ne paranoyaklık&#8221; diyenler de çıkacaktır elbette, sistemin çarpıklığından şikayet edenlerin karşısına çıkan bir liboşun çıktığı gibi. Ancak burda Çin&#8217;in de önceki yıllarda Amerika&#8217;nın tüm dünyaya kendi kültürünü yaymak ve bu yolla kendi kültürlerini unutturarak çözülmelerini sağlama yöntemlerini Çin&#8217;in de kullanmaya başlaması olarak değerlendirmeli ve yorumlamalıyız. Amerika&#8217;nın dahi Çin&#8217;e oldukça yüklü miktarda borcu olduğunu da bu verinin yanına koyduğumuzda, radyoda kulağıma gelen Çince eğitim programı sadece dil eğitimi olarak görülemiyor. Ancak uyumayı kendine ilke edinmiş olanlar istedikleri gibi düşünebilirler. Keriz miyim ki onları ikna etmeye uğraşacağım? Kim istiyorsa boşa kürek çeksin. Çince &#8220;çaybuji veyansş fşlOLşsdfiürksl&#8221; kelimelerine dayanamadığım için kanalı değiştirdim. Birileri haber veriyordu. Haberlerde Türkiye Başbakanı ve Cumhurbaşkanı&#8217;nın tescilli terörist Barzani ile üst düzey seviyelerden görüşeceği bildirildi. İçimden etmediğim küfür kalmadı, çünkü bir önceki haberde 3 şehit haberi verilmişti. Yüreğim acıdı önce, sonra terörüstü adam yerine koyanların olduğunu duyunca üzerine tuz serpildi. Mantık aramak ise imkansız. Neden? sorusunun ise cevabını herkes biliyor, binlerce yıldır hem de, ancak çoğunluk olan kitle ne yazık ki gücünün farkında olmadığı ve birbirine olan güvenini kaybettiği için de uyumayı seçiyor. Uyumalı, çünkü ertesi günün akşamı yeniden uyuyabilmesi için yeterinde yorulması ve bunun için de saçma sapan koşturması gerekiyor. Ve haberlere reklam arası verildi. &#8220;ÇEKAP ta kampanya var&#8221; dedi sevimli reklamverenlerin sunucusu. Arabalarınıza çekap yaptırabilir mişsiniz. Arabanıza bakım yaptırmak oldukça banal ve köylü! olacağı için siz çekap yaptırın. Arabalarımızın hepsi de yersiz üretim olduğu için elbette çekap yaptıracağız. Yani devrim arabamız var da bakım mı yaptırmadık ki!</p>
<p>Neyse ki köprüyü geçtikten kısa bir süre sonra eve ulaşıp bilgisayarın başına oturabildim. Ankara&#8217;ya kadar yol almam gerekseydi daha neler aklıma gelirdi bilmiyorum ama bu bile bana yetti. Şunu anladım ki, yazı yazmaya uzun süreli aralar vermemem gerekiyor. 3 gün önce Ales (Akademik ve Lisansüstü Sınavı) sınavına girdikten sonra eğitim sistemimizdeki 4 4 4 saçmalığı dışında yapılan bir sürü saçmalığı kaleme almak istedim ve Milletvekili olabilmek için de ALES sınavını belli bir puan alma şartı getirilmesi için kampanya yapmaya karar vermiştim. Bir sonraki yazımın konusu olacak artık.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://bosakurekcekenler.com/mitolojinin-sireni-olmus-bizim-coi-cok-onemli-insan.bkc/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Nurlanan Ölümlüler Kafasına Kazmayı Yer mi!</title>
		<link>http://bosakurekcekenler.com/nurlanan-olumluler-kafasina-kazmayi-yer-mi.bkc</link>
		<comments>http://bosakurekcekenler.com/nurlanan-olumluler-kafasina-kazmayi-yer-mi.bkc#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 29 Jan 2012 14:36:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Kürekçi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://bosakurekcekenler.com/?p=648</guid>
		<description><![CDATA[Uzun bir süredir yazı yazmıyorum. Yazacak konu olmadığından değil sadece yazmıyorum işte. Ancak internet veritabanına girsin diye okuduğum kitaplardaki önemli bilgileri ve gerçekleri de buraya kaydetmek gerektiğini düşünüyorum. Boşa kürek çekenler iyi ve doğru olanın peşinde koşan bizler miyiz yoksa &#8230; <a href="http://bosakurekcekenler.com/nurlanan-olumluler-kafasina-kazmayi-yer-mi.bkc">Okumaya devam et <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://bosakurekcekenler.com/wp-content/uploads/2012/01/dingiller_koyu.png"><img class="alignleft size-full wp-image-656" title="dingiller_koyu" src="http://bosakurekcekenler.com/wp-content/uploads/2012/01/dingiller_koyu.png" alt="" width="300" height="200" /></a>Uzun bir süredir yazı yazmıyorum. Yazacak konu olmadığından değil sadece yazmıyorum işte. Ancak internet veritabanına girsin diye okuduğum kitaplardaki önemli bilgileri ve gerçekleri de buraya kaydetmek gerektiğini düşünüyorum. Boşa kürek çekenler iyi ve doğru olanın peşinde koşan bizler miyiz yoksa sadece şahsi menfaatleri için anasını-babasını dahi satabilecek olan şerefsiz insan kılıklı mahluklar mı onu hala çözemedim. İnsanları milliyetlerine veya dinlerine göre ayırıyorlar ya, tam bir kerizlik aslında. Ayıranlar kadar bu ayrıma inanıp doğru belleyenler de aynı oranda kerizdir. Dünya şu anda bir kaç yahudi aile tarafından Kant&#8217;ın zıtlık teorisi sayesinde sürünmektedir. Bir kaç aile milyarlarca insanı parmağında oynattığına göre bu teoride öğrenilmesi gerek şeyler vardır diye düşünmek en akıllıcası olsa gerek. İnsanların ayrımını milliyet veya dine göre yapmaktansa &#8220;iyi ve kötü insan&#8221; olarak yapmak ve diğer tüm doktrinleri bu temel üzerine kurmak, bir çok sorunu da çözecektir. Ama o zaman bu birkaç ailenin saltanatı da sona erecektir. Bu durumda bu bir kaç aile, milyarlarca insanın gözlerinin açılmaması ve uyanmamaları için onları eğitimsiz ve fakir bırakmaya devam edecektir. Bitmek bilmeyen iç savaşlar ile devletleri içerden yıkmak, silah sanayisini güçlendirmek ve ürettiği silahlar ile insanları birbirine kırdırmak, insanlara bir türlü rahat yüzü göstermemek yıllardan beri yürüttüğü oyunun parçaları aslında. Elimizin altındaki internetin ilk çıkış yeri bile Amerikan ordusu&#8230;Teknoloji nedense hep savunma ve saldırma içgüdüsü ile beslenen bir zihniyetin iradesi ile gelişiyor.</p>
<p>Kurtuluş Savaşı&#8217;nda yeni bir devlet kurmuş ve kalkınmaya çalışıyor iken, doğuda patlak veren ayaklanmalar yüzünden zorluklar yaşamışız. Kürt aşiretlerin bazıları, yöreye gelen İngiliz casusların &#8220;size şunu bunu vereceğiz&#8221; yalanlarına kanmış, yeni Cumhuriyet&#8217;in halkın özgürleşmesini sağlayacağından ağalık düzeninin sonunun geldiğini düşündüğü için ayaklanmış.<span id="more-648"></span> Marabalara &#8220;ayaklanın&#8221; demiş, ayaklanmışlardır. O yörede yaşayanların hepsinin kürt-alevi olduğu tezi sayesinde yıllar boyu devletin insanları katlettiği yalanı söylenegelmiştir. Özellikle Fransız İhtilali sonrası gelişen ulusalcılık akımını koz olarak kullanan emperyalist güçler, ele geçirmek istedikleri topraklardaki insanları da bu yalanlar ile pışpışlamışlar. Şu anda iplerini ellerinde tuttukları bir çok kuklaları ekranlarda veya doğudaki çeşitli pkk gösterilerinde izliyoruz. İşte 1930&#8242;lu yıllarda da iplerini ellerinde tuttukları bazı kişiler olmuş. Bunlardan ikisi de &#8220;Said-i Kürdi&#8221;, &#8220;Seyh Sait Rıza&#8221;. Saidi Kürdi bir çok bölücülük çalışması veya derneğine katılmış olmasına rağmen kendisini hep dini yönü ile tanıttığı için, gerçek yüzünü ne yazık ki bir çok insan görememiş hala da görememektedir.<br />
<a href="http://bosakurekcekenler.com/wp-content/uploads/2012/01/meczup_yaratmak.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-649" title="meczup_yaratmak" src="http://bosakurekcekenler.com/wp-content/uploads/2012/01/meczup_yaratmak-210x300.jpg" alt="" width="210" height="300" /></a>Araştırmacı ve yazar <strong>Mustafa Yıldırım</strong>&#8216;ın yazmış olduğu <strong>&#8220;Meczup Yaratmak&#8221;</strong> adlı kitabı işte bu şahıs ile ilgili ortaya yayılmış olan yalanları sağlamaları ile yazmış. Saidi Kürdi&#8217;yi Saidi Nursi olarak kabul eden kişiler çoğunlukla Türk ve Müslüman olan kişiler, onun bölücülük yaptığına inanmıyorlar, Kurtuluş Savaşı sırasında onun da cephede savaştığına inanıyorlar. Bunların sebebi ise birkaç kişinin yazmış olduğu kitaplardır. Amerika&#8217;da yaşayan Prof. Dr. Şerif Mardin ( Medyatik ve populer yazılar yazan Ayşe Arman&#8217;ın kayınpederi), Necmettin Şahiner ve Cemal Kutay&#8230; Cemal Kutay&#8217;ı genç nesil Atatürk&#8217;çü olarak bilir&#8230;Ölmeden önceki yıllarda sık sık televizyonlara çıkar papağan gibi aynı şeyleri tekrarlardı, kendisini ilk kez ekranlarda görenler de &#8220;vay be bu yaşta bu zeka&#8221; şeklinde tepki verirlerdi. Oysa ki Kutay Saidi Kürdi&#8217;yi övdüğü kitabını 100 000 TL karşılığında yazdığını itiraf etmişti yıllar sonra. Bu açık örnekten de anlaşılacağı üzere, &#8220;Atatürkçüyüm&#8221; diyen herkese inanmamak gerekiyor. Birileri bilinçli olarak kıyafet değiştiriyor ve sonra değerleri yozlaştırıyor çünkü. Diğer isimlerden biri sözde profesör, yani akademisyenlerin belgelere dayalı olarak yazması gerektiğini bilen biri. Saidi Kürdi için belgesiz ve &#8220;mış, muş, olabilir, olmuş olabilir&#8221; ile biten pek çok cümle ile kitabını doldurmuş. Belgelere dayanmadan kitap yazan bir &#8220;profesör&#8221;ün de yazdıklarına, sadece &#8220;prof&#8221; olduğu için inanacaklar da herhalde sadece ahmaklardır. Ahmaktır çünkü Kuran-ı Kerim&#8217;in ilk emri &#8220;oku&#8221; yu uygulayıp bir çok kitap okumamış sadece birisinin söylediklerine inanarak ahmaklık etmiştir. Birçok kitap okunur ise zaten gerçek bilgiye ulaşıldığı için, hür iradesi olan her bireyin başkasına değil kendi aklına güvenecektir. Şahiner de diğer iki kişinin yalanlarına benzer şeyler ile dolu olan satırlar yazmış.</p>
<p>Mustafa Yıldırım&#8217;ın belgeler ile ortaya koyduğu bir kaç konu şöyle. Bu 3 yazar Saidi Kürdi&#8217;nin akıl hastanesinde yatmasının sebebinin padişahın onu hapsaneye gönderdiği zaman ordaki tutukluları etkileyeceğinden korktuğu için akıl hastanesine göndermesi olduğunu iddia etmişler. Oysa ki, Saidi Kürdi ömrü boyunca pek çok kez rahatsızlandığını kendi ifadeleri ile belirterek ortadan kaybolmuş.1908 ihtilalinden 9 ay sonra 31 Mart ayaklanmasına karışmasına rağmen, bu 3 yazar onun ayaklanma karşıtı olduğunu iddia ediyorlar. Oysa ki Saidi Kürdi, ayaklanmayı örgütleyen &#8220;İttihad-i Muhammedi Fırkası&#8221; kurucuları Süheyl Paşa, Mehmet Sadık, Ferik Rıza Paşa, Derviş Vahdeti ( Kubilay&#8217;ı katleden mollalardan biri) ve arkadaşlarının arasında yer almış. Üyelik listesinde 8. sırada Bediüz-zaman Said-i Kürdi ibni Mirza&#8221; adıyla yer almış. Her şey bu kadar açık iken, nasılsa profesör olmuş biri yalanları bu kadar hoyratça satırlarına yazmaktadır.<br />
Belgesiz yazılar yazan biri daha var ki o da tarihçi Murat Bardakçı&#8217;nın babası İlhan Bardakçı. Said-i Kürdi&#8217;yi anlattığı yazılarında onun kürtlerin kumandanı olduğunu ancak yenilginin çabuk olduğunu gören hükümetin onu cepheye göndermediğini iddia ediyor. İlhan Bardakçı&#8217;nın yönetimindeki &#8220;Tarih Dünyası&#8221; adlı derginin kapağına atın üstünde Saidi Kürdi&#8217;nin fotomontaj tekniği ile fotoğrafı yerleştirerek sözde kanıt oluşturur (Mustafa Yıldırım, Meczup Yaratmak, 3.Baskı, s: 59).</p>
<div id="attachment_651" class="wp-caption alignnone" style="width: 494px"><a href="http://bosakurekcekenler.com/wp-content/uploads/2012/01/yalan_dolan.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-660" title="yalan_dolan" src="http://bosakurekcekenler.com/wp-content/uploads/2012/01/yalan_dolan.jpg" alt="" width="484" height="185" /></a><p class="wp-caption-text">Şerif Mardin  - İlhan Bardakçı - Can Dündar - Cemal Kutay</p></div>
<p>Bu insanların nasıl bir nur hülyası ile olmayan şeyleri yazdıklarını bilemiyoruz. Ancak en azından Cemal Kutay para karşılığında nurlanarak kitap yazdığını itiraf etmiş olduğu için bize ipucu veriyor. Bu yalan dolan sahiplerini kendi vicdanlarına bırakıp, doğruları araştırıp okumamız gerekiyor. Çünkü tarih ile ilgili yapılan tüm saptırmalar ülkemizin geleceği için de önem taşımaktadır. Yalan üzerine kurulan bir şimdinin geleceği de olmaz. Can Dündar&#8217;ın çevirdiği Atatürk konulu filmini de anmadan geçersek, çakma yönetmen Can Dündar&#8217; a ayıp etmiş oluruz herhalde. Kendisi bir sonraki filminde Saidi Kürdi&#8217;yi çekerek ( adını yönetmen olarak görmiyoruz, gizlenmiş tepkilenden sanıyoruz) nurlanmış, ve tarihi çarpıtan yalancı kişiler listesini adını katran ile yazdırmıştır.</p>
<p>Bir yanda tarihi çarpıtan garip zihniyet nurlanırken, sokakta karşılaştığım denyo, ayı ve öküzlerden de toplum yapısını çirkinleştirmeye devam ediyor ne yazık ki. Birbirine saygı göstermeyen, nezaketten yoksun, cahil, kaba, öfkeli bir kalabalık haline geldik. Doğrulardan nasıl bahsedeceğiz? Veya konuştuklarımızı kim anlayacak ki?</p>
<div id="attachment_652" class="wp-caption alignnone" style="width: 610px"><a href="http://bosakurekcekenler.com/wp-content/uploads/2012/01/illuminik.png"><img class="size-full wp-image-652" title="illuminik" src="http://bosakurekcekenler.com/wp-content/uploads/2012/01/illuminik.png" alt="" width="600" height="205" /></a><p class="wp-caption-text">Soldaki: 2010 yılında yapılmış Saidi Kürdi&#39;yi anma toplantısından bir kare, salondaki üçgen kurdela, sağdaki üçgen illuminati simgesi.Hep nur ve ışık sembolü kullanılıyor!</p></div>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://bosakurekcekenler.com/nurlanan-olumluler-kafasina-kazmayi-yer-mi.bkc/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İşkencenin Ziverbey Hali ve Zıkkım Saksılar</title>
		<link>http://bosakurekcekenler.com/iskencenin-ziverbey-hali-ve-zikkim-saksilar.bkc</link>
		<comments>http://bosakurekcekenler.com/iskencenin-ziverbey-hali-ve-zikkim-saksilar.bkc#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 01 Jan 2012 22:32:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Kürekçi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Garip ve acı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://bosakurekcekenler.com/?p=641</guid>
		<description><![CDATA[Miladi takvime göre zamanı dilimlere ayıranlar 2011 yılını bitirip 2012 yılına geçildiği gece kutlamalar yaptılar. Yaşamını daha çok arap kültürüne endeksli yaşayanlar ise bu kutlamaları gavur icadı olarak kabul ettikleri için o geceyi diğer geceler ile aynı geçirdiler. Bu geceyi &#8230; <a href="http://bosakurekcekenler.com/iskencenin-ziverbey-hali-ve-zikkim-saksilar.bkc">Okumaya devam et <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div id="attachment_642" class="wp-caption alignleft" style="width: 209px"><a href="http://bosakurekcekenler.com/wp-content/uploads/2012/01/adana_cicek.jpg"><img class="size-medium wp-image-642" title="adana_cicek" src="http://bosakurekcekenler.com/wp-content/uploads/2012/01/adana_cicek-199x300.jpg" alt="" width="199" height="300" /></a><p class="wp-caption-text">Kaynak: http://www.haberler.com</p></div>
<p>Miladi takvime göre zamanı dilimlere ayıranlar 2011 yılını bitirip 2012 yılına geçildiği gece kutlamalar yaptılar. Yaşamını daha çok arap kültürüne endeksli yaşayanlar ise bu kutlamaları gavur icadı olarak kabul ettikleri için o geceyi diğer geceler ile aynı geçirdiler. Bu geceyi sadece bir yılın bitimi ve yeni yılın umutla karşılanışı olarak kutlayanların çoğunluğu evlerinde idi muhtemelen. Bir kısım şuurunu kaybetmiş olanlar ise Taksim&#8217;e giderek yılın bir günü de olsa cıbıldak kızları görüp dokunabilme umudu ile kendilerini sağa sola savurup durdular. İçki içtikten sonra kendini kaybeden sapık ruhlu bir kaç kişinin ahlaksızlığını bile neredeyse &#8220;masumane&#8221; bir davranış olarak niteleyeceğim bir manzara gördüm ekranda.</p>
<p>Adana&#8217; da Büyükşehir Belediyesi tarafından  koni şeklindeki 52 basamaklı iskeleye  saksılar içinde kırmızı renkli 2 bin 700 Atatürk Çiçeği yerleştirilmiş. Ancak alana gelen görgüsüz ve doymak bilmeyen insanlar bu çiçekleri talan etmeyi kendilerine hak görmüşler. Kendini tutamayıp tepelere kadar tırmanan bu sapık ruhlar, ellerine geçirdikleri saksıları sağa sola fırlatıyorlar. Hiç mi onur, şerefiniz veya haysiyet kaygısı taşımıyorlar? Hiç mi utanmadılar ? <span id="more-641"></span>Toplumun ortak malına tecavüz eden bu sapkın ruhlu kişiler ile, Taksim&#8217; de kızları taciz eden abazan salakların ne farkı var ki! Vandalizm diyor toplum bilimciler bu sapkınlığa. Konunun temeline inmeyi düşünmüyorum da zaten. Yine de &#8220;insan&#8221; görünümlü olan mahlukatın yaptığı onursuzlukları görünce tepki vermeden de edemiyorum. Atatürk 8 kez Adana&#8217; yı ziyaret etmiş. Hani parçalanan Atatürk Çiçekleri ya!</p>
<p>35 kişi gecenin bir yarısı dışardan kaçak mazot ve sigara getirirken, yanlış istihbarat sonucunda vurulup öldürüldüler. Tabutlarının üzerine terörislerin bez parçası konmuştu. Valiye de saldırdılar. Ancak bu saldırının ve bez parçası detayının organizasyonunun başka eller tarafından yapıldığı o kadar belli ki&#8230;Hasip Kaplan adındaki vekil ise devlet yetkililerini uyarıyor &#8220;buralara sakın gelmeyin&#8221; diye. Yahu buralar nereler ? Ve de sen kimsin ki? Yurtdışından aldığın emirleri veya buyrukları uygulamaktan başka ne yapıyorsun ki? İyi de bu adamlar böyle ahmakça konuşuyor iken meclisteki diğer vekiller ne yapıyorlar acaba? Kendine &#8220;milliyetçi&#8221; diyen bir parti mesela, hala gizli kamera kayıtlarının yarattığı rehavetten kurtulamadılar mı? Bu kadar mı uyuştu beyinleri? Normal şartlarda ortada bir yanlış var ise hükümeti temsil eden partinin eleştirilmesi gerekir, ama muhalefeti eleştirmekten onlara sıra gelmiyor ki bizde&#8230;</p>
<p>Uzun, upuzun bir yazı yazmak istemiyorum. Yanlız son okuduğum kitaptan bahsetmem şart. İlhan Selçuk&#8217; un &#8220;Ziberbey Köşkü&#8221; adlı kitabı okuduğumda, şimdi suçsuz yere tutuklanan gazetecilerin durumu aklıma geldi. 1971 yılında İlhan Selçuk evinden alınarak Ziverbey Köşkü&#8217;ne getirilmiş ve 1 ay işkence yapılarak sorgulanmış. Dönemin İstanbul Sıkıyönetim Komutanı Faik Türün&#8217; ün emrindeki grup bu köşkü işkence yerine çevirmişler ve bir çok aydını buraya kaçırarak işkence etmişler. Faik Türün, dönemin Genelkurmay Başkanı Faruk Gürleri&#8217;i de dinlemiyormuş. Kendi başına cunta gibiymiş. İlhan Selçuk&#8217; a falaka ile işkence yaptıktan sonra zorla aldıkları ifadesinde çok ilginç bir şey olmuş. İlhan Selçuk yazdığı her cümlenin sondan ikinci cümlesinin baş harfini kullanarak akrostiş oluşturmuş ve ifadesinin işkence yapılarak ve baskı altında alındığını belirtmiş. Bu sayede çıkarıldığı mahkeme tarafından beraat etmiş. Bakın size bir ilginç bilgi daha. İlhan Selçuk&#8217; un verdiği ifade Nazlı Ilıcak&#8217;ın gazetesi &#8220;Tercüman&#8221; da yayınlanmış. Kadın o zamandan beri çalışıyor, benliği değişmemiş ancak yüzü şimdi silikonlu&#8230; Faik Türün emekli olduktan sonra ne yapmış dersiniz? &#8220;Umumi Mağazalar A.Ş. Yönetim Kurulu üyeliğine&#8221; atanmış. Ne alaka demeyin, vardır bir bildikleri!</p>
<p>Kitapta değinilen bir önemli konu da &#8220;Madanoğlu Davası&#8221;&#8230;Bu konuda henüz araştırma yapmadığım için detaylı olarak yazamıyorum. Ancak kitapta Selçuk&#8217; un verdiği bilgilere göre, 1973 yılında görülen Madanoğlu davasında iddianemenin altındaki imzayı atan Askeri Savcı Süleyman Takkeci. O dönemde hukuk hala bağımsız olduğundan olsa gerek, dava boyunca taraflı davrandığı gözlemlenilen savcının bu tutumu Savcılık makamı ile bağdaşmadığı ileri sürülerek yargıçlar kurulu tarafından yetkililere duyurulmuş ve gereğinin yapılması istenmiş. Dava boyunca delil olarak sunulan şeyler teyp bantları, ajan raporları ( MIT ajanı Mahir Kaynak imiş) ve işkence altında alınmış sorgu tutanakları imiş. Ne kadar da günümüzdeki Ümraniye ve gazeteci davalarına benziyor. Teyp bantlarının yerini CD ler almış tabi. İlhan Selçuk&#8217; un belirttiği üzere, delil olarak sunulan teyp bantlarının çoğu ile oynanmıştı. Şimdiki gizli tanıklar pek korkak iken, o dönem MIT &#8220;gizli&#8221; ajanını harcayarak Mahir Kaynak&#8217; ın raporlarını kullanmışlar. Ama Mahir Kaynak komik şeyler yapmış ne yazık ki. Kitapta böyle yazmıyor, ama ben pek güldüm doğrusu olan bitene. O dönemde en tehlikeli olarak görülen düşman &#8220;koministler&#8221; idi. Kılıfına uydurup bir çok aydını da bu şekilde harcadıklarını tarih yazmıştır. İşte MITin ajanı Kaynak bu canavar gomünüstleri takip ederek her bilgiyi süzmeden direk birime bildiriyormuş. Duruşma sırasında söyledikleri ise cabası; &#8220;Ben aldığım haberleri, mantığıma aykırı görsem dahi olduğu gibi raporuma kaydeder ve teşkilata bildiririm&#8221;&#8230;Her aklı olanın aynı şeyi düşüneceği gibi davanın yargıçları da aynı şeyi düşünmüş ve ajanın raporlarının ciddiye alınmamasına karar vermişler. Ajan daha kendi bilgilerine bile güvenmiyor iken, dava yetkilileri nesine güvensin!</p>
<p>Gelelim delil olarak sunulan sorgu tutanaklarına. Devrim dergisi diye bir dergi etrafında toplanan kitle bir takım alvere dalavere planlıyorlarmış iddiaya göre. Ancak mahkemenin verdiği karara göre, dava hükmünün 88. sayfasında yazanlara bakalım: &#8220;Sanıkların Bomba Olayı Soruşturması ile ikinci kez emniyette ve Askeri Savcılıkta ifadelerinin alındığı iddia edilmişse de, ifadelerinin tedkikinde bu ifadelerin &#8220;Bomba Olayı&#8221; ile en ufak bir ilgisinin bulunmadığı(&#8230;) görülmektedir.&#8221; Şimdiki çeşitli isimler konulan soruşturmalarda da &#8220;bomba&#8221; konu edilmiyor mu. Bu ne benzerlik. Tarih tekerrür ediyor da, ders alması gereken bizler uyuyor muyuz nedir?</p>
<p>Ve İlhan Selçuk son satırlarda Nazlı Ilıcak&#8217; ın araştırmadan, soruşturmadan gazetecilik yapmasına ve bunun gazetecilik etiğine uygun olmadığına değinmiş. Ama çok kibar bir şekilde değinmiş. Yukarda silikonlu yüzü demişsem kabalık etmiş sayılmam sanırım. Neticede silikon da petrolden elde edilen bir üründür. Öyle değil mi!</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://bosakurekcekenler.com/iskencenin-ziverbey-hali-ve-zikkim-saksilar.bkc/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Dombıra &#8211; Arslanbek Sultanbekov</title>
		<link>http://bosakurekcekenler.com/dombira-arslanbek-sultanbekov.bkc</link>
		<comments>http://bosakurekcekenler.com/dombira-arslanbek-sultanbekov.bkc#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 21 Dec 2011 13:02:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Kürekçi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Güzel işler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.3maymungiller.com/?p=423</guid>
		<description><![CDATA[Türklerin Destansı Müziği &#8216;Dombra&#8217; Fazla söze ne gerek var ki, Türklerin en eski çalgılarından birisi ile ortaya çıkan ruhun gıdası bu kadar mı güzel olur&#8230;Kazak Türklerinin milli çalgısı Dombıra &#8211; Arslanbek Sultanbekov , dinleyin ve duyun, sözleri de aşağıda&#8230; Kara &#8230; <a href="http://bosakurekcekenler.com/dombira-arslanbek-sultanbekov.bkc">Okumaya devam et <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><object width="480" height="360" classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="allowFullScreen" value="true" /><param name="allowScriptAccess" value="always" /><param name="src" value="http://www.dailymotion.com/swf/video/xerh1w?theme=none" /><param name="allowfullscreen" value="true" /><param name="allowscriptaccess" value="always" /><embed width="480" height="360" type="application/x-shockwave-flash" src="http://www.dailymotion.com/swf/video/xerh1w?theme=none" allowFullScreen="true" allowScriptAccess="always" allowfullscreen="true" allowscriptaccess="always" /></object><br />
<strong><a href="http://www.dailymotion.com/video/xerh1w_turks-epic-music-dombra-turklerin-d_shortfilms" target="_blank">Türklerin Destansı Müziği &#8216;Dombra&#8217;</a></strong></p>
<p>Fazla söze ne gerek var ki, Türklerin en eski çalgılarından birisi ile ortaya çıkan ruhun gıdası bu kadar mı güzel olur&#8230;Kazak Türklerinin milli çalgısı Dombıra &#8211; Arslanbek Sultanbekov , dinleyin ve duyun, sözleri de aşağıda&#8230;<strong></strong><span id="more-423"></span></p>
<p><strong>Kara kıs avulumga kelgende (Kara kış köyüme gelince)<br />
Kültüldegen kar yerge tüsgende (Lapa lapa kar yere düşünce)<br />
Dombıramdı alarman(Dombıramı alırım)<br />
Yürek sazım çalarman(Yürek sazımı çalırım)<br />
Kaygırgandı eş aytbam(Kaygılarımı hiç söylemem)</strong></p>
<p><strong>Dombıra sazım estgen ataylar (Dombıra sazımı işiten babalar)<br />
Manesine es bergen anaylar (Manasına kulak veren analar)<br />
Estgenine oy berip (Duyduğuna akıl yorarak)<br />
Yüreklerge ses berip ( Yürekleri titreyerek)<br />
Köz yastı kısganmaslar (Göz yaşlarını esirgemezler)</strong></p>
<p><strong>Nogaydın kaygı sansız kününde (Nogayların derdi sayısız günlerde)<br />
Batirler yuklamagan kününde (Yiğitlerin uyumadığı günlerde)<br />
Yüreklerin kölergen(Yüreklerini cesaretlendiren)<br />
Sogıslarda küş bergen(Savaşlarda güç veren)<br />
Köptü körgen dombıra(Görmüş geçirmiş dombıra)<br />
</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://bosakurekcekenler.com/dombira-arslanbek-sultanbekov.bkc/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Füze kalkanı kalkmış, birileri hala Dersim diyor&#8230;</title>
		<link>http://bosakurekcekenler.com/626.bkc</link>
		<comments>http://bosakurekcekenler.com/626.bkc#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 08 Dec 2011 23:48:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Kürekçi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[dersim olayları]]></category>
		<category><![CDATA[füze kalkanı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://bosakurekcekenler.com/?p=626</guid>
		<description><![CDATA[Mecliste gün geçmiyor ki, bir vekil diğerini itmesin veya bir vekil kızdığı parti vekilinin birine küfretmesin ya da saldırmasın. Ekranlarda bu kavga manzaralarını görünce de bir belgesel kuşağı izliyor havasına kapılıp, durduğumuz yerde kitlendip kalmamız da kuvvetle muhtemel bir durumdur. &#8230; <a href="http://bosakurekcekenler.com/626.bkc">Okumaya devam et <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://bosakurekcekenler.com/wp-content/uploads/2011/12/fuze_kalkani.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-627" title="fuze_kalkani" src="http://bosakurekcekenler.com/wp-content/uploads/2011/12/fuze_kalkani-300x233.jpg" alt="" width="300" height="233" /></a>Mecliste gün geçmiyor ki, bir vekil diğerini itmesin veya bir vekil kızdığı parti vekilinin birine küfretmesin ya da saldırmasın. Ekranlarda bu kavga manzaralarını görünce de bir belgesel kuşağı izliyor havasına kapılıp, durduğumuz yerde kitlendip kalmamız da kuvvetle muhtemel bir durumdur. Son zamanlarda bir grup vekilin diline &#8220;Dersim&#8221; konusu takılmış durumda. Ülkede yaşlılar emekli maaş kuyruğunda bekliyor iken, üniversite mezunları işsiz iken, patronlar bol-çalışanlar az kazanıp kölelik sistemi icra ediliyor iken, herşeye rağmen ülkenin ekonomisinin şahane olduğunu söyleyen bir takım akıllılar var iken, ne olmuştu da birilerinin kafasına &#8220;dank&#8221; ederek Dersim konusu gelmişti acaba. Geçmişini gerçekleri ile öğrenip olayları objektif ve tarafsız değerlendirmek ile yükümlü olan vekiller, ne yazık ki araştırmaya üşeniyor olmalılar ki, sadece onlara söylenenler ile dünyalarını sınırlamışlar. Az önce Hacettepe Üniversitesi&#8217;nden Prof. Dr. Ali Demirsoy&#8217; un yazmış olduğu &#8220;Dersim tartışması nereye gidiştir?&#8221; adlı yazısını okudum ve sizlerle de paylaşıyorum. Doğruyu bilmek ve bilmeyenlere de anlatmak zorundayız. Aksi halde, hocamızın da bahsettiği gibi, bundan 50 yıl sonra birileri çıkıp da, şimdiki terörist saldırılarını &#8220;ayaklanma&#8221; olarak nitelendirebilirler. Bu çok tehlikeli bir durumdur. Günümüzdeki vatan hainleri, geçmişteki olayları çarpıtıp, Türkiye Cumhuriyeti Devleti&#8217;ni her fırsatta yıpratmaya çalışıyorlar ise, gelecekte de onların torunları aynı pisliğe devam edeceklerdir. <span id="more-626"></span></p>
<div id="attachment_628" class="wp-caption alignleft" style="width: 310px"><a href="http://bosakurekcekenler.com/wp-content/uploads/2011/12/izmit-fuze-kalkani.jpg"><img class="size-medium wp-image-628" title="izmit-fuze-kalkani" src="http://bosakurekcekenler.com/wp-content/uploads/2011/12/izmit-fuze-kalkani-300x243.jpg" alt="" width="300" height="243" /></a><p class="wp-caption-text">İzmit&#39;te projeye karşı gösteri yapan liseli gençlerin aldıkları cevap. Umarım bilinçli olarak ve birilerinin yönlendirmesi olmadan gösteri yapıyorlardır...</p></div>
<p>Bir anda yoktan var edilen sorunların arka planını sorgulamak gerektiğini düşündüğüm için, biraz araştırma yapmaya karar verdim. Bir süredir, basının sessizce, ama bizim gibi analitik düşünme kabiliyetine sahip olanların dikkatlice takip ediyor olduğu bir konu var: Füze kalkanı&#8230;Lizbon&#8217; da başbakanın da katıldığı Nato toplantısında ülkemiz topraklarına füze kalkanı için radar yerleştirilmesi kabul edilmişti. Bununla ilgili olarak duyarlı kesimler tepkilerini dile getirmeye çalışsalar da, polisler tarafından susturulmuşlardı. Radarlar Malatya&#8217;ya yerleştirilecekler ve 10 yıl içinde projenin tüm ayaklarının tamamlanması öngörülüyor. İyi güzel de, eniştem beni niye öptü misali, topraklarımıza neden füze kalkanı için radar yerleştirilmesi gerekiyor? Rusya ve İran kendilerine yönelik olarak algıladıkları bu projeye karşı başından beri tepkiliydiler. Nato üyesi olan Rusya, Amerika tarafından ikna edilmeye çalışılıyor olsa dahi, Rus yetkililer bir türlü ikna olmuyorlarmış. 8 Aralık&#8217;ta, yani bugün, Brüksel&#8217;de, ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton ve NATO Genel Sekreteri Rasmussen yine Rus yetkilileri ikna etmeye çalışmışlar. Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavro Nato&#8217;dan stratejik ortaklarını hedef almadığı konusunda yasal bağlayıcılığı olan bir belge istemeyi sürdürüyormuş. Pek de haksız sayılmaz istekleri. 7 Aralık 2011 tarihinde ise Romanya, füze kalkanı projesini kabul etti. 4 yıl içinde topraklarında ABD ve NATO füze savunma planı çerçevesinde karada konuşlanacak balistik füze savunma sistemini inşa edecek ve 200 kişilik personel ile faaliyete geçirecek.Peki bizde ne olacak? Komşu ülkeler ile hiç sorunumuz yok iken, durup dururken, okyanusun ötesindeki ülkenin menfaatleri doğrultusunda gelen bir isteği (emri) yerine getiriyoruz. Dahası var. Geçen yıl yapılan bir toplantıda ABD Savunma Bakanı Gates’in “İzmir’deki NATO hava üssünü kapatılmamalı” demesi de ülkemizde yer alan Amerikan üslerinin gerçek amaçlarını da açıklıyor aslında. Aynı Gates 2011 yılı Haziran ayında &#8220;Türk uçakları da Libya bombardımanına katılsın&#8221; diye buyurmuştu hani&#8230;</p>
<p>Hükümetin kabul ettiği antlaşma ile, radarların Malatya&#8217;ya yerleştirilmesi kararlaştırılmış, sanki biz başka yere yerleştirilse biliyor olacağız da! Radarlar yerleşti diyelim, şu anda dost olduğumuz ancak böylesine saçma bir hareket yüzünden ilerde muhtemelen &#8220;düşman&#8221; olarak görüleceğimiz bir devlet ( Amerika ve Nato, İran&#8217;ı günah keçisi olarak seçip, tüm Doğu Avrupa ülkelerini &#8220;İran nükleer füzelerle vuracak sizi&#8221; diyerek korkutmakta ve füze kalkanı projesini meşrulaştırmaktadır. ) tarafından üzerimize füze yağdırılıyor olsun! Bizim topraklarımız bombalanırken bu proje kapsamında sadece radarlarımız olduğu için tepemizden geçen füzelere bön bön bakıyor olacağız. Nato öyle buyurmuş çünkü. Füze kalkanı projesi kapsamındaki cihazlar sadece &#8220;düşman&#8221; olarak gördüğü ülkelerden atılan füzeleri tespit ederek gerekli yerlere bildirmekle görevli. Füzeler Macaristan ve Romanya&#8217;dan atılacakmış. İran Romanya&#8217; ya, Macaristan İran&#8217;a füze atarken biz de çaylarımızı alıp izleriz ne olacak, ama ya füzeler kafa kafaya tam da tepemizde çarpışırlarsa ne olacak? Belki Dersim uzmanı siyasiler mecliste çay içerken bir de bu konuyu düşünmeyi akıl ederler! Nato radarların yerleşeceği bölgeleri işaretlemiş, ama nedense Doğu bölgemizi alan dışında tutmuş. Ve işte böylesine bizim menfaatimizi düşünen müttefiklerimiz var oldukça biz de savunma sistemimize geri kalmış teknolojileri almaya ve eğitim sistemimize biraz daha az para yatırmayı destur ediniriz. Ortada bir takım dolaplar dönmekte. Her ülke kendi menfaatini savunurken, bizim yetklilerimiz neden başkalarının menfaatlerini savunmaktalar anlayamıyorum. O zaman görevleri başına geldikleri zaman ettikleri yeminleri tutmuyor olmuyorlar mı? E bu da büyük bir günah değil midir? Çocuklara tecavüz edenler, kul hakkı yiyenler, halkın malını zimmetine geçirenler, zekat vermeyip cebini dolduranlar en büyük günahı işlemiyorlar da, ülkesinin birlik ve bütünlüğünü düşünen, yürek taşıyan, insan gibi insanlar mı suçlu yani? Haydi kendiniz gibi olanları kandırdınız diyelim, ancak ne bizleri ne de gelecekte tarihi doğru okuyacakları kandıramazsınız. Peki ya vicdanlarınızı?</p>
<p>Dönüp dolaşıp türban meselesi, kürt sorunu veya Alevilik ile ilgili bir konuyu gündeme taşıdıkları zaman anlıyorum ki hükümetler ülkemizin aleyhine bir takım antlaşmalar yapmaktalar. Geçmişte 1947 yılından sonra, Amerika ile imzalanan ikili antlaşmalar olmuş. Amerika&#8217; nın savaş atıklarını, antlaşmada yazan maddelere göre, yine Amerika&#8217; nın verdiği krediler ile almak zorunda kalmışız. Üstelik de hiç dış borcumuz yok iken. Hazinemizde paramız var iken, o günkü siyasilerin imzaları ile faizle dış borç alarak ülkemizin ekonomik bağımsızlığı dışarıya ipotek edilmiş. Yani şuna benziyor, birinin hesabında çok parası var iken, namusuna göz dikmiş olan bir zattan borç alıyor ve akıl dışı faizler ödeyeceğine dair kağıt imzalıyor. İşte ülkemiz için tarihi kararlar ve dönüm noktaları olurken, meclis ekranlarında şike tartışmaları, eskiden yabancı işbirliği ile ağaların çıkarttığı ayaklanmalar veya bunlar da eskimiş ise türban konusu gündeme taşınarak halk oyalanıyor. </p>
<p>Şimdi gelelim merak edenler için günün şartlarına göre Tunceli&#8217;de olan olayların arka planına:</p>
<p><strong>Prof. Dr. Ali Demirsoy, Hacettepe Üniversitesi</strong></p>
<p><em><strong>Anayasa referandum ile gündeme gelen ve yeni anayasa hazırlıkları ile restleşmeye sürüklenen Dersim Hareketi<br />
- Bilgisizliğin tescili -</strong></em><br />
Hırs bitmiyor, 16.08 2010 tarihinde, Tayyip Erdoğan, vergi vermediler diye CHP (başka parti olmadığı için o günün Türkiye Cumhuriyeti’ni kast ederek) ve onun başkanı İsmet İnönü (sayını olmadan), Dersimde masum insanları bombalatarak katletmiştir gibi ağır bir açıklamada bulundu. Neresinden bakarsanız bakın bir hükümet için utanç verici bir durum… Çünkü:<br />
25 Aralık 1935‘te Tunceli Kanunu çıkarılır. Bu kanunla birlikte Dersim’in adı Tunceli olarak değiştirilir. Demenan aşireti ile bazı Nazımiye aşiretleri kendi bölgelerinde yapımı başlatılan karakollara ve askeri birliklere baskınlar düzenlemeye başlarlar. Çatışma böyle başlar (1936). Seyit Rıza, askeri vali Alpdoğan’dan Tunceli Kanunu’nun iptalini (olağanüstü rejimin lağvını) ve Dersim’in ulusal haklarının tanınmasını talep eder. Bu hakkın talebi bile başlı başına bir isyandı. Aslında daha önce müdahale edilmesi gereken bu ayaklanmaya geç kalınmasının nedeni Musul ve Hatay gibi önemli sorunların öncelikle çözülmesine yoğunlaşmaydı.<br />
Dersimin bombalandığı 1937 tarihinde (ilk Dersim Harekâtı) Cumhurbaşkanı Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Gazi Mustafa Kemal, başbakan ise İsmet İnönü’dür. Birinci Dersim Harekâtını bizzat Mustafa Kemal Yürütmüştür.<br />
Ancak Dersim ayaklanmasının tümüyle temizlenmesi ve suçluların idam edilmesi sırasında (İkinci ve Üçüncü Dersim Harekâtı) başbakan bugünkü sağ-gerici akımları kuluçkaya koyan hükümetlerin cumhurbaşkanı Celal Bayar’dır (görev süresi: 25 Ekim 25 1937 – 25 Ocak 1939). Yani bir anlamda AKP’nin de dedesidir, hamisidir… Mustafa Kemal Atatürk, çok hasta olduğu için, ikinci dersim harekâtını bizzat yürütmüştür. Başbakan Celal Bayar Dersimdeki isyancılara karşı saldırıyı onayladı ve İkinci Tunceli Harekâtı (2 Ocak &#8211; 7 Ağustos 1938) başlatıldı. En büyük can yitirilmesi 1938 yılının 22-28 Haziran arasında (Kalan bölgesindeki Baltalı-kürekli muharebesinde), 19-24 Temmuz arasında (Laç Deresi’nde) ve 15 Ağustos’ta (Zeç baskınında ve Zımek Çatışmasında) yaşanır. Yani en ağır olaylar Celal Bayar’ın Başbakan ve etkili olduğu dönemde yaşanmıştır. Ancak bugünkü iktidarın manevi kurucusu olarak tanımlayabileceğimiz Celal Bayar için “tıss” yok.<br />
Vergi vermediler onun için bombaladılar demesi de bir devlet adamı için utanç vericidir; çünkü cehaletin en karasını sergilemektedir. İngiliz ve Fransız arşivleri açıldı; oynanan oyunlar belirli ölçüde ortaya çıktı. Seyit Rıza’nın hami ülkelere yazdığı mektuplar yayınlandı. Okuma bilmiyorsanız bu sizin ayıbınızdır. Devletimizin yetkili yerlerindeki görevliler, rektörlerin, generallerin, yargıçların, yazarların, bilim adamlarının telefonlarını dinleteceğine, tarihindeki temellerine dinamit koyanları tanıması beklenilmez mi?<br />
İngiliz, Fransa ve Türk arşivleri tarafsız ve bilimsel olarak incelendiğinde Dersim Olayının nedenini anlamak mümkün olacaktır. Çünkü Dersim Olayı Şeyh Sait olayının başka bir sürümüdür. Bunun için önce Şeyh Sait isyanının iyi bilmek gerekiyor. Ancak Şeyh Sait din yaygarası ile ortaya çıktığı için zamanımızın dine dayalı politikacılarına tenkit için pek uygun düşmüyor. Dersim olayı gibi, şimdi yaşadığımız Güney Doğu olayları gibi, Şeyh Sait olayı da bu coğrafyada gözü olan emperyalistlerin kışkırtması ile çıkmıştır.<br />
İngilizler Nusaybin, Siirt ve Hakkâri yöresinde bulunan Nasturi (bazen Asuriler, Doğu Kilisesi, Doğu Süryanileri olarak da bilinir) ve daha sonra Papanın zorlaması ile yine Hıristiyan olan Keldanileri (Nasturiler ve Keldaniler bugün Katolik mezhebine bağlıdır) bahane ederek nüfusunun neredeyse yarısı Nasturi ve Keladeni olan Hakkâri’yi Irak’a bağlamak, daha doğrusu Musul ile Türkiye Cumhuriyeti arasında yeni bir devlet kurmak üzere (o zaman Irak, İngilizlerin sömürgesiydi) talepte bulununca, Kerkük’ü ve Musul’u Misak-i Milli sınırlarımız içinde sayan Atatürk’ün bu bölgeye askeri hareket yapma kararlılığını anladı ve böylece bugün terörizm altında hortlatıldığı gibi, geçmişte de Şeyh Sait İsyanını başlattılar (yıl 1925). Böylece gücünü o günlerde küçük çapta da olsa yine de dikkat edilmesi gereken Dersim isyanlarına ve Şeyh Sait İsyanına yoğunlaştıran Türkiye, Musul ve Kerkük hareketini rafa kaldırmak durumunda kaldı; öyle de kaldı (zengin petrol yatakları da İngilizlere ve günümüzde ek olarak Amerikalılara kaldı).<br />
Atatürk için Türkiye’nin üç yumuşak bağrı vardı: Kerkük-Musul, Kıbrıs ve Batı Trakya; bunlardan taviz verilemezdi. Bu ayaklanmaya destek verdiği söylenen ve bu nedenle hakkında soruşturma açılan Terakkiperver (İlerici) Cumhuriyet Fırkası (yani partisi) çok geçmeden hükümet kararnamesiyle kapatıldı. Bu partinin kurucuları, Mustafa Kemal Atatürk ve İsmet İnönü haricinde, Amasya Tamimi ile Milli kurtuluş Savaşını başlatan diğer beş kişiydi (Kazım Karabekir, Rauf Orbay, Ali Fuat Cebesoy, Refet Bele ve Adnan Adıvar). Bu partinin içine İngiliz yanlısı kişilerin sızdığı ve din istismarı ile cumhuriyete karşı bir direnç geliştirilmeye çalışıldığı birçok yerde vurgulanmaktadır. Nitekim Atatürk, Nutuk&#8217;ta Terakkiperver Fırka kurucularını cumhuriyet düşmanlığı, saltanatçılık, halifecilik, İngiliz yandaşlığı, isyan kışkırtıcılığı ve vatan hainliği ile suçlar. Her devirde haini olan bir devlet…<br />
Bu gelişmenin sonunda Keldanilerin merkezi Diyarbakırken, önce Musul’a daha sonra da Bağdat’a taşındı. Bu olay o günkü devlet adamlarına Türkiye’deki her isyan ve ayaklanma hareketinin arkasında o günün egemen gücünün parmağı olduğunu öğretmişti. Belli ki geçen bunca zaman içinde belleğimizi yitirdiğimiz için – bu gün yaşadıklarımızı- doğru değerlendiremiyoruz…<br />
Daha sonra Hatay’ın Suriye’ye mi yoksa Türkiye’ye mi bağlanma oylaması gündeme gelince, Fransa ve Suriye başta olmak üzere batılıların onlarca isyanı kışkırttıkları gibi, o gün de yerli işbirlikçileri kışkırtarak Dersim İsyanını çıkarttılar. Türkiye Musul ve Kerkük’teki gibi bir daha böyle bir çıkmaza düşmeyi göze alamadı. Atatürk, İnönü (Birinci Dersim Harekâtı) ve Celal Bayar (İkinci Dersim Harekâtı), Fransa ve İngilizlerin bu oyununu yutmadılar; gerekli önlemleri zamanında aldılar. Dersim harekâtına karşı çıkanlar, saptıranlar aslında efendileri emperyalistlerin oyununu bozan Türk politikasına kızgınlıklarını dile getiriyorlar. Sonunda bu başarılı politika, Hatay’ın Türkiye’ye bağlanmasını sağladı (23 Haziran 1939). Daha sonra Türkiye’nin başına dert olacak PKK kalkışması başladığı zaman, yere göre koyamadığımız Turgut Özal gibi “birkaç çapulcu işi” diyerek, hafife alıp, ülkenin geleceğini ateş yerine çevirmediler.</p>
<p>Elimde belge var diye kâğıtları sallayan yetkililerin okuması dileğiyle<br />
İstenirse devlet arşivlerinde de hemen bulunabilecek gerçek birkaç belgeyle işin aslı öğrenilebilir. Bakın neler olmuş:<br />
“Koçkırı Aşireti Reisi Alişan Bey 1920 yılında Wilson Prensiplerine dayanarak Hozat’ta Kürdistan’ın bağımsızlığı için toplantı yaptı ve Ankara Hükümetine aşağıdaki muhtırayı verdi:<br />
1. Kürdistan’ın bağımsızlığına olur diyen İstanbul Saltanat Hükümeti&#8217;nin kararını Mustafa Kemal Hükümeti’nin de resmen kabul edip etmeyeceğinin açıklanması.<br />
2. Kürdistan bağımsızlık kararına Mustafa Kemal Hükümeti’nin görüş noktasının ne olduğu hususunda, Dersimlilere acele cevap verilmesi.<br />
3. Elazığ, Malatya, Sivas ve Erzincan mıntıkaları hapishanelerinde mevcut bütün Kürt tutukluların hemen serbest bırakılması.<br />
4. Kürt çoğunluğu bulunan mıntıkalardan Türk memurlarının çekilmesi.<br />
5. Koçkırı mıntıkasına gönderildiği bildirilen askeri birliklerin derhal geri çekilmesine (Ender Erdemli’ye göre Akgül, 2001: 22-23).”<br />
Alişan Bey’in, bu muhtırayla da yetinmeyip, Ankara Hükümetine; “Sevr derhal uygulansın, yoksa silahlı mücadele başlatacağız” şeklinde ultumatom verdiği de bilinmektedir.</p>
<p>Dersim Harekâtı Ermeni Komiteleri ile de birlikte çalıştığı söylenen Seyit Rıza&#8217;nın Ankara hükümetine verdiği şu ultumotom:<br />
“1. İçimize karakollar yapmayacaksınız.<br />
2. Kaza ve Nahiye merkezleri kurmayacaksınız.<br />
3. Köprü ve yol yapmayacak, silahlarımıza dokunmayacaksınız.<br />
4. Vergilerimizi önceden olduğu gibi pazarlık usulü vereceğiz”<br />
ve silahlı başkaldırı (isyan) ile başladı. 1937 yılında Mustafa Kemal ve Celal Bayar’la birlikte Tunceli’ye gelip, Murat Nehri üzerindeki Singeç Köprüsü’nün açılışını yapacaktı. Köprünün ucundaki karakol basıldı 33 asker şehit edildi; daha sonra telefon hatları kesildi, pusu kuruldu, Mazgirt Köprüsü havaya uçuruldu, jandarma taburuna saldırılarak, 56 asker daha şehit edildi. Herhalde elimde belge var diye kâğıt sallayanların bundan haberi vardır.<br />
Diyelim ki yabancılar kışkırtmadı; isyancı Seyit Rıza’nın talimatıyla askeri birliklere saldırılarak çok sayıda insan öldürüldü ve vergi vermeyeceklerini, askerlik yapmayacaklarını ilan ettiler. Böyle bir hareketin tanımı her dilde isyandır. O zamanın yöneticileri, daha sonraki gafiller gibi (1984’den bu yana olduğu gibi), birkaç çapulcu diyerek hafife almadılar ya da sınır kapılarında bu işbirlikçileri davul zurnayla karşılamadılar. Böylece neredeyse 50.000 yaklaşan insanın ölümüne neden olmadılar. Ne yazık ki bu sefer İngiliz-Fransa Oyununun değil, bu olayı çarpıtarak faturayı başkalarının üzerine yıkmaya çalışan Neo-işbirlikçilerin tuzağına düşmek üzereyiz…<br />
Kişi bilgisiz ve bilinçsiz olabilir. Ancak devlet, bu bağlamda devlet adamları, tarihimizin geçmişindeki eylemler için bilgisiz ve bilinçsiz olamaz; çünkü bir devletin yıllarca birikmiş istihbaratı, arşivi; olayları günü gününe izleyen ilgili kurumları, gizli ve açık anlaşmalara ulaşma yetkisi, yetkili danışmanları vardır. Buna karşın bir devlet adamı çıkıp da doğru olmayan açıklamalarda bulunuyorsa ya kendine söylenenleri anlamamıştır ya çevresine aptalları seçmiştir ya da seçtiği insanların gizli bir amacı vardır ya da bu açıklamayı yapanların kısa vadeli çıkarları vardır ya da bu düzeni yıkmak için ve elde edilenleri silip süpürmek için gizli bir hedefleri vardır. Çünkü neresinden bakarsanız bakınız yabancıların kışkırtmasını görmezden gelerek devletimizin önde gelenlerinin suçlanması yenilir yutulur bir açıklama değildir…<br />
Yetkililerin kürsülere çıkıp devlet katliam ya da soykırım yapmıştır diyerek yeşil kalemle üzerine bir şeyler çizilmiş kâğıtları sallaması devlet adamlığına yakışmaz. Seyit Rıza’nın Türkiye Cumhuriyetinden “Ulusal Çıkarlarımız” ile başlayan taleplerini içeren mektubu belge diye sallamalıydı başbakanımız. Türk ulusunun içinde yeni bir ulusu tabii ki Atatürk ve yanındakiler kabul edemezlerdi. Gereğini de yaptılar. Ancak bugün Türkiye cumhuriyetinin içinde başka uluslar yaratılması girişimlerine göz yumanlar ya da öyle olmasını tezgâhlayanlar için Seyit Rıza gözlüğü takmışlar demekten başka içimizden bir şey gelmiyor.<br />
Dersim Harekâtını yürüten Türk Silahlı Kuvvetleriydi. Seyit Rıza’nın taleplerini içeren mektuplar (örneğin Dersim Başkomutanı olarak yazdığı (30 Temmuz 1937 tarihli) muhakkak Genel Kurmay’ın Harp Tarihi Dairesinde de mevcuttur. Eğer yine de tatmin olmazsanız Londra’da The National Archives (Devlet Arşivi)’de “FO 371/20864/E5529” numaralı belgeye bakmanız yeterlidir. Birileri belge diye bir şeyleri sallarken, acaba bu kurumun cumhuriyeti korumaya yeminli olduğu söylenen yetkilileri hazır ol konumuna biraz ara verip arşivindeki belgeleri sallayamaz mı? Aslında yeni bir şey eklemeleri ve konuşmaları da gerekmiyor. Sadece Genel Kurmay Başkanlığının çıkarmış olduğu “İç İsyanlar” kitabını ellerinde tutsunlar yeter. En az başkomutan Atatürk’ün Dersim Hançeriyle sinsi bir biçimde hançerlenmesine göz yumulmasın…<br />
Böyle bir açıklamaya tepkinin uygar bir ülkede olağan üstü sertlikte olması beklenirken, bu ülkede birkaç politikacının –şeflerini koruma güdüsüyle- haricinde cılız bir ses bile çıkmamıştır; çıkmamaya da devam ediyor. En azından üniversitelerimizin Tarihçi kadrosundan ya da İnkılâp Tarihçisi kadrosundan maaş alan, güya unvanlı bilim adamlarınca açıklama yapılması beklenirdi. Onlar da yaz aylarında kış uykusundalar&#8230;<br />
Halkın önemli bir kısmı da tepki göstermemiştir. Çünkü üniversite bitirenler bile bu gün Dersim’in yerini harita üzerinde gösteremediği gibi, Dersim ile Tunceli (Hozat) arasındaki ilişki konusunda tek bir kelime bile söyleyecek durumda değillerdir. Dersim olayları ile küresel sömürgecilik arasındaki derin ilişkiyi ve bağlantıyı ise, bugün dolaylı bir şekilde devamını acı bir şekilde yaşadığımız, her gün bir ya da birçok vatan evladını toprağa verdiğimiz Hakkâri İlindeki olayların bir terör olayı mı, yoksa bu isyanların rövanşı ile ilgili olup olmadığını, Hatay’ın Türkiye’ye bağlanması ile ilgili olup olmadığını, devletin en başındaki yetkililerin bile bilemediği bir ülkede bulunmanın utancını yaşıyoruz.<br />
Bir ülkenin yöneticileri tarihinin önemli olayları yerine, karşı partinin sülalesindeki kişilerin dinlerini, mezheplerini, ırklarını, hatta boylarını postlarını araştırmaya daha çok zaman ayırmaya ve onu uluorta konuşmaya başlamışsa o ülkenin başında karabulutlar toplanmaya başlamış demektir.<br />
Dersim olayı aslında üstü kapalı ya da açık bir şekilde Kürtçülüğün yanı sıra Alevilik ile ilişkilendiriliyor. Alevi vatandaşlarını bir yerlere çekmek için. Aslında Tunceli halkı, 1515 yılında Yavuz Sultan Selim’in İran Seferinde Sünni Kürt halkının desteğiyle Şah İsmail’e karşı kılıç sallaması ve Şah İsmail’e sempati duyan Kemah civarında yerleşmiş olan Türkmen Alevi topluluğu korkutarak dağlık Tunceli’ye sığınmaları ile oluşmuş bir Türkmen-Alevi topluluğudur.<br />
Kurtuluş Savaşının başlangıçlarında Koçkırı ayaklanması olarak bilinen hareket, bağımsız bir Kürdistan devleti kurma amacıyla başlatılmıştır. Bunu, kendisi koyu bir Kürt Milliyetçisi olan ve Baytar Nuri diye bilinen Dersimli Veteriner Mehmet Nuri&#8217;nin yazmış olduğu “Kürdistan Tarihinde Dersim” isimli kitapta açık açık okuyabilirsiniz. Günümüzün devlet yöneticilerine okumalarını öneririm. Koçkırlı Alişar ve Baytar Nuri, Seyit Rıza’yı etkilemişlerdir. Keşke sadece onu etkilemeyle kalsaydılar. Günümüz politikacılarını da etkiledikleri görülüyor. Örneğin Türklere ölüm diye bağıran-yazan Baytar Nuri, abartılmış ölü oranlarını da verendir (isyana katılan aşiretlerin toplam nüfusu 20.000 olmasına karşın, ölü sayısı 50.000 olarak pompalanmıştır), Kürtlerin mağaralara doldurarak zehirli gaz ile öldürüldüğünü söyleyen de odur. Ne yazık ki bugün kürsülerden hitap edenler ve satılmış köşe yazarları bu hain kaynakları kullanmaktadırlar.<br />
Bu konunun daha iyi anlaşılması ve şu anda kimlerin gaflet içinde bulunduğunun bilinmesi için bu konuda geniş araştırmaları olan Rıza Zelyut’an, çoğunluğu Dersim Harekâtını tetikleyen Baytar Nuri’nin kitabından alınmış olan bir alıntıyı vermek istiyorum:<br />
“Türkiye, işgal edilmiş; Ankara&#8217;da yeni bir Meclis kurulmuştur. Yunan ordusu Batı Anadolu&#8217;dan Bursa&#8217;ya doğru işgalini sürdürmektedir. İşte tam bu sıradaki durumu Baytar Nuri şöyle anlatıyor: &#8216;Dersim&#8217;e giderek babam ve Seyit Rıza ile görüştüm. Alişer ile işbirliği yapmalarını sağladım. (&#8230;) Artık Dersim&#8217;de büyük bir kaynaşma başlamış ve Ankara hükümetinden Kürdistan&#8217;ın muhtariyetinin kabul edilmesi isteği ileri sürülmüştü. (&#8230;) Dersimliler adına mufassal (ayrıntılı) bir rapor tanzim ederek Kürdistan Teali Cemiyeti vasıtasıyla İtilaf Devletleri (işgalci devletler) temsilcilerine gönderdik. (&#8230;) bağımsız bir Kürdistan yaratılmasını istedik. (&#8230;) 336 yılı (1920) başlangıcında Kangal İlçesi&#8217;nin Yellice Nahiyesi&#8217;nin Hüseyin Abdal tekkesinde önemli bir toplantı yaptırmıştım. (&#8230;) toplantıda bulunanların cümlesi ant içerek Sevr Anlaşması&#8217;nın takibini ve Diyarbakır, Van, Bitlis, Elaziz, Dersim, Koçkırı mıntıkasını ihtiva eden bağımsız bir Kürdistan teşkilini başarmak için silaha sarılmaya ve sonuna kadar savaşmaya tam bir ittifakla karar verdiler. (sayfa 125-126) 15 Kasım 1920&#8242;de Hozat&#8217;ta bir toplantı daha yapılıp Kürdistan&#8217;ın tanınması için Ankara&#8217;ya ültimatom verilir. Yoksa silahla bu hakkı alacağız diyenler; Batı Dersim Aşiret Reisleri olarak ültimatoma imzalamışlardır. (Aslı için bak: s. 129)<br />
Ne yazık ki Kuvayı Milliye güçleri Türkiye&#8217;yi kurtarmak için Batı&#8217;da Yunanlılarla çarpışırken Batı Dersim aşiret reisleri; Seyit Rıza&#8217;nın da desteği ile Koçkırı ayaklanmasını başlatmışlardır. Böylece Ankara hükümetini arkadan vurmaya kalkışmışlardır. En az başlangıçta işin içinde İngilizlerin olduğunu görmemek mümkün de değildir. Daha sonra Hatay sorunu ile birlikte 1937/1938 isyanlarında Fransızlar katılmıştır.<br />
Kuzeyde Pontusçularla da mücadelenin sürdüğü bir dönemde bu ayaklanma güçlükle bastırılmıştır. İdama mahkûm edilenler arasında, kaçaklardan Baytar Nuri ile Alişer olduğu halde; tümü de Atatürk tarafından affedilmişlerdir. Ankara hükümetinin isyanı bastırırken halka dokunulmadığı, Atatürk ve Türk düşmanı Baytar Nuri&#8217;nin yazdıklarından anlaşılmasına karşın; günümüzdeki bazı devlet adamları ve sözde aydınlar; bu operasyonu bile katliam gibi göstermeye çalışmaktadırlar. Hâlbuki Ankara hükümeti, 1937 yılına kadar Dersimliler&#8217;e gayet hoşgörülü davranmıştır.”<br />
Dersimliler bu coğrafyanın en çok ızdırap çeken halkıdır. Aşiretlerin elinde perişan olmuştur. Bölge tarıma uygun değildir, temiz hava ve suyunun haricinde bilinen zengin bir kaynağı yoktur. Başkaldırı nedenlerinin biri de devletin burada kadastro başlatarak aşiret reislerinin elindeki arazileri fakir halka dağıtma niyeti olmuştur. Osmanlı’da Yavuz Sultan Selim’den başlayıp günümüze kadar uzanan süreçte her gelen vurmuştur. Küçümsenmiştir, güvenlik güçleriyle üzerlerinde baskı kurmuştur, dilleriyle ve inançlarıyla oynanmaya çalışılmıştır; harekâtlar ve çatışmalar sırasında yurtlarından sürülmüşlerdir, Alevilik en çok onlarla özdeştirilerek ötekileştirilmişlerdir. Bunların hepsi doğrudur. Bir kısmına komşu ilde büyüdüğüm için de tanık olmuşumdur. Aslında öğrenmeye, aydınlığa ve değişmeye en yatkın olan topluluktur. Çünkü yaşadıkları coğrafyanın vahşiliği ve koşulları onları yeniliklere açık yapmıştır. Türkiye’de yönetimlerden şikâyet etmeye hak verilecek iller sıraya dizilse, en başa Tunceli konmalıdır. Bundan hiç kimsenin kuşkusu olmasın. Bütün bunlara karşın Tunceli halkı hep Atatürkçülüğün yanında, Atatürk’ün kurmuş olduğu partinin de arkasında olmuştur. Ben Kemalist partiyim diyen CHP’yi %80 oyu ile destekleyen başka bir ilimiz var mı? Anadolu’da gezmiş olduğum Alevi evlerinde muhakkak başköşede Atatürk Fotoğrafı ve Türk Bayrağı değişmez bir simgedir. Kimse Alevilerin bu fotoğrafı indirip de yerine bilmem kimin fotoğrafını asacaklarını beklemesinler; bu insanlar satılmaya yatkın değillerdir.<br />
Ancak bütün bunlar tarihi gerçeği kendi kısa çıkarlarımız için saptırmaya yeltendirmemelidir. Osmanlının da Türkiye Cumhuriyetinin de burada sürekli askeri baskı kurmuş olduğunu kimse ret edemez. Ancak çok sayıda insan öldürülmüş olsa bile buranın halkına soykırım yapıldığını söylemek insafsızlık olur. Hele bunun Atatürk ve o günün devlet büyüklerinin talimatlarıyla yapıldığını söylemek Türkiye Cumhuriyetine ihanet olur. Çünkü silahlı başkaldırı söz konusudur ve en önemlisi bu ülkenin geleceğine göz dikmiş ülkelerin tetikçiliğine soyunma gibi küçültücü bir rolle bürünmüşlerdir. Eğer yabancı ülkelerin dersim olaylarındaki rolü göz ardı edilirse, bugün 50.000’e ulaştığı söylenen terör faillerinin ölümü de birileri tarafından gelecekte soy kırımı olarak nitelendirilecektir.<br />
Bu gerçekler ortada iken, yöneticilerin Alevileri bir partiden uzaklaştırmak için böyle tehlikeli bir denizde yelken açmaları Türkiye’nin hem geleceği hem de geçmişteki eylemlerini savunabilmeleri açısından son derece tehlikelidir.<br />
Bu ülkede silahlı kalkışmanın ödenmesi gereken bir bedeli vardır. Atatürk ve arkadaşları bu bedeli ödetmede kararlı olduklarını göstermişlerdir. Eğer siz kalkışmanın sonuçlarını katliam ve soykırım olarak nitelendirirseniz, bölgede hemen hemen hiçbir Ermeni’nin kalmadığı 1915 olaylarındaki Ermeni Kalkışmasını bastırmanın haklı gerekçelerine artık “hiç” sahip çıkamazsınız. En azından bugün Dersim’de Dersimliler dilleri ve inançları ile –istenen düzeyde olmasa bile- yaşamaya devam ediyor.<br />
Kaldı ki basından edindiğimiz kadarıyla bizzat hükümet yetkililerinin açıklamalarına göre, elde tutarlı bir kanıt olmamasına karşın bu ülkenin üst düzey komutanları, askerleri, rektörleri, yazarları, çizerleri silahlı kalkışma yapacaklar kuşkusu ile idamla Silivri’de yargılanıyorlar. Bırakın eylemi, kuşkunun bile idamlık suç sayıldığı bir dönemde hükümet başkanının bu şekildeki yaklaşımı doğrusu tarihe geçecek niteliktedir. Bu tartışma tarihe geçecek başka unsurları da içinde bulundurmaktadır. Avrupa’nın birçok ülkesinde sözde Ermeni Soykırımını sözlü ya da yazılı olarak ret edenler cezalandırılacaktır diye yasa çıkarılırken, bu ülkede silahlı kalkışmayı silahla bastırmayı katliam ve soy kırım olarak nitelendirenler hakkında savcıların duyarsız kalmasını, duymazlıktan gelmesini de bu ülkenin başka talihsizliği olarak görmek gerekiyor.<br />
Dersimle ilgili böyle bir açıklama ve tartışma gelecek açısından son derece tehlikeli görülüyor. Aynen Ermeni ve Dersim olaylarında olduğu gibi bugün de bir grup insan bağımsızlık ve özerklik istemiyle silahlı mücadeleye girmiş bulunmaktadır ve bir rakama göre de bu kalkışma şimdilik 50.000 cana mal olmuştur. Bugün Türkiye Cumhuriyeti’nin bu kalkışma ile mücadelesi, yarın bu ülkenin başbakanının Dersim Olaylarını tanımlaması örnek gösterilerek –hiç kuşkunuz olmasın- katliam ve soykırım olarak karşımıza dikilecektir. Her üçünün arasındaki fark nedir? Bir düşünün: Bağımsızlık, özgürlük, kendi emrinde kolluk kuvvetleri, vergi toplama yetkisi talebi ve silahlı kalkışma her üçünde de aynı; arkasında yabancı güçlerin desteği ise her üçünde de var. Türkiye bu açıklamanın altından kalkamaz; Türkiye Cumhuriyeti geçmişiyle ve geleceğiyle ateşe atılıyor. Hükümet açıklayamıyorsa lafı ağızlarında geveleyen diğer partiler şu cümleyi halka duyurmalıdırlar: Bu ülkede silahlı kalkışmanın bedeli ödetilir. Yarın çok geç olacaktır biline…<br />
Yetkililerin –silahlı isyanın silahla bastırılmasını doğru bulmayıp da- katliam ve soykırım yapılmıştır gibi beyanları ve bunun belgeli olduğunu söylemeleri ürkütücü sonuçlar doğuracaktır. Beyanlardan anladığımız kadarıyla durup dururken hiçbir kusuru olmayan halk birden bire silahlı saldırılırla yok edilmiştir dercesine getiriliyor (sanki Tunceli halkının ortadan kaldırılması Türkiye Cumhuriyetine nasıl bir yarar sağlayacaksa). Bir devlet adamı böyle söylüyorsa ve bunun için devlet adına özür diliyorsa, dayandığı bir kanıt olmalıdır. O zaman bugün ya da yarın, birileri söylenen bu katliamın ya da soykırımın ödenmesi gereken bedelini önünüze koyacaktır. Öldürülen insanların akrabalarına tazminat ödenmesi, sürülen insanların topraklarının geri verilmesi ahlaki ve yasal bir zorunluluk olarak gündeme gelecektir. Herhalde insan haklarına önem veren hükümetimiz bunu da en yakın zamanda gündemine alacaktır… Durum hükümet başkanımızın dediği gibiyse Türkiye bu ağır bedeli ödemelidir. Doğal olarak aynı durumda olan Ermeniler ve şu anda silahlı kalkışma durumda olanların da sıraya girmesi beklenilmelidir. Emsal emsaldir…<br />
Siyasette amaca ulaşmak için birçok araç kullanılabilir; ancak bir ülkenin geçmişini haksız yere karalayacak ve geleceğine ipotek koyduracak görüşlerin resmi ağızlardan dile getirilmesi basit bir suç olarak görülemez…<br />
Burada gözden kaçan ve acı olan bir başka husus daha vardır. Şimdilik geçerli olan anayasamız, ülkenin bütünlüğüne yönelik her türlü eylemi suç saymıştır (yasayla değil, anayasa ile). Tarihi gerçekleri tahrif ederek ve olaylarla ilgisi olmayan tarihi kişilikleri töhmet altında bırakarak halkın bir kısmını galeyana getirmek anayasal bir suç oluşturmuyor mu? Bunları kanıtlamak için de özel belge üretmeye ya da telefon dinleyerek kanıt toplamaya gerek yok; bu beyanlar meydanlarda ve kürsülerde yapıldı. Nerede cumhuriyeti ve anayasanın amir hükümlerini kollamakla- korumakla yükümlü olan cumhuriyet savcıları, başsavcıları? Galiba onlar rektörleri, yazarları, sendikacıları, parti başkanlarını, terörle mücadele için yaşamını harcamış insanları sorgulamakla meşguller de onun için…<br />
Ekonomik bazı rakamları gündeme getirerek kalkınıyoruz görüntüsü verme, yine tarihi birçok olayı bilmiyoruz demektir. Tarihte, zenginleşen; ancak ahlak değerlerini ve adalet duygusunu yitiren birçok toplumun ve devletin, zenginliğinin altında kaldığını biliyoruz. Ticareti ve adaleti, kendi güdümüne göre yönlendiren ve yandaşlarına peşkeş çeken tarihteki her ülkenin (Roma’nın, Bizans’ın Osmanlı’nın…) çöküşü gibi bir çöküşü görmek istemiyoruz…<br />
Birçok ülkeye ilham kaynağı olmuş; dünya emperyalizmine ilk başkaldırı olarak bilinen Türkiye Cumhuriyeti devrimlerini ve onun ürünü olan Türkiye Cumhuriyetinin geçmişini kulaktan dolma bilgilerle yıpratmak hem ahlaki görünmüyor hem de sadece ülkemizi değil tüm bu coğrafyayı belirsizliğe sürükleyecek bir davranış olarak görünüyor.</p>
<p>Prof. Dr. Ali Demirsoy</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://bosakurekcekenler.com/626.bkc/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Suriye, Arap Birliği, Avrupa Birliği ve Neriman</title>
		<link>http://bosakurekcekenler.com/suriye-arap-birligi-avrupa-birligi-ve-neriman.bkc</link>
		<comments>http://bosakurekcekenler.com/suriye-arap-birligi-avrupa-birligi-ve-neriman.bkc#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 28 Nov 2011 19:00:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Kürekçi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://bosakurekcekenler.com/?p=619</guid>
		<description><![CDATA[Başlık da o biçim oldu. Yanlız biraz açmak gerekiyor. Ortadoğu sorunu görünen yüzü ile Neriman&#8217;a neler etti neler! Konuyu açtığımız zaman işte bu duruma da açıklık gelecek. Birinci Dünya Savaşı&#8217;na geri dönelim ve 20 yüzyılın başından bu yana duruma bir &#8230; <a href="http://bosakurekcekenler.com/suriye-arap-birligi-avrupa-birligi-ve-neriman.bkc">Okumaya devam et <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div id="attachment_620" class="wp-caption alignleft" style="width: 310px"><a href="http://bosakurekcekenler.com/wp-content/uploads/2011/11/almanya_fransa2.jpg"><img class="size-medium wp-image-620" title="almanya_fransa" src="http://bosakurekcekenler.com/wp-content/uploads/2011/11/almanya_fransa2-300x210.jpg" alt="" width="300" height="210" /></a><p class="wp-caption-text">Merkel-Sarkozy</p></div>
<p>Başlık da o biçim oldu. Yanlız biraz açmak gerekiyor.<br />
Ortadoğu sorunu görünen yüzü ile Neriman&#8217;a neler etti neler! Konuyu açtığımız zaman işte bu duruma da açıklık gelecek.</p>
<p>Birinci Dünya Savaşı&#8217;na geri dönelim ve 20 yüzyılın başından bu yana duruma bir bakalım. Kırım Savaşı&#8217; nın da büyük etkisi ile oldukça zayıflayan Osmanlı İmparatorluğu hızla çöküş dönemine doğru ilerlemekte idi. Kırım Savaşı&#8217; da zaten Osmanlı İmparatorluğu dışındaki diğer tüm dost-düşman devletlerin ortaklaşa planladıkları bir savaş idi. Kırım Savaşı sonrasında Osmanlı İmparatorluğu ilk kez dışardan borç alacaktı. Bu koşulların oluşmasını sağlayan da zaten savaş öncesinde bir araya gelerek karar alan İngiltere, Fransa ve Rusya idi. Osmanlı İmparatorluğu imzaladığı Balta Limanı antlaşması ile de yüzyıllardır çevresine ördüğü zırha da büyük bir delik açmış oluyordu. Bu antlaşma ile Osmanlı İmparatorluğu içinde üretim yapanlar ile, yurtdışından mal getirenler arasında tartışmasız dengesiz bir durum çizilmişti. Yurtdışından gelen mallar öylesine ucuza satılabiliyordular ki, üretim yapan ustalar da kısa bir süre içinde zarar ettikleri için dükkanlarını kapatma yolunu seçmek durumunda kaldılar. Zaten sanayi devrimini ucundan dahi yakalayamamış olan Osmanlı İmparatorluğu, üretim yapan küçük esnafı da bu antlaşma yüzünden kaybedince tamamen teslim oldu. Üretim yapamayan ve sadece dışardan aldığı mallar ile tüketen bir toplum haline gelme süreci de o dönemde kemikleşmeye başlamış oldu. Yani son 50 yılda değil aslında 200-300 yıldır bu haldeyiz.<span id="more-619"></span></p>
<p>Yere serdikleri, dizüstünde emekleyen imparatorluğa son tekmeyi vurmak için bu defa 1. Dünya Savaşı çıkartıldı. Osmanlı İmparatorluğu savaşın başında herhangi bir tarafta yer almamasına rağmen, çeşitli entrikalar yüzünden, özellikle içerdeki hainler eli ile savaşın içine itildi ve sonun başlangıcı dünyaya ilan edilmiş oldu aslında. Amerika Birleşik Devletleri ise savaşa girmediğini ve taraf olmadığını ilan etse dahi, menfaatleri ve çıkarları yüzünden gizli de olsa savaşa dahil olmuştu aslında. Neticede savaşlar olmalı ve dünyaya silah satmalıdır Amerikalı silah tüccarları. Dünyanın hemen her yerinde, siyaseti yönlendiren para babası tüccarlar, kendi çıkarları, yani ceplerinin dolması ve taşması için uğraşmaktadırlar yıllardan beri. Devlet ittifakları değil de, parası çok olanların ittifakı ve çıkarları söz konusu yeni dünya düzeninde. Hal böyle olunca, Amerika Birleşik Devletleri aslında 1. Dünya Savaşı içinde yer almıştır. 1. Dünya Savaşı olurken, Avrupa&#8217;da insanlar ölüyor ve acı çekiyordu. Ancak dünyanın diğer ucu Amerika kıtasında da 2. Dünya savaşının zemini hazırlanıyordu aslında. Ülkede çıkan ekonomik kriz, bankaların para üzerinde oynadıkları oyunlar ve sonrasında parasını kaybedip sıkıntıya giren, intihar eden bir sürü insan. Silahsız başka bir savaş sürüyordu orda da.</p>
<p>1. Dünya Savaşı sonrasında Osmanlı İmparatorluğu&#8217; nun tüm zırhlarını parçalayıp çökerttikten sonra, her devlet kendi kimliksizliği ölçüsünde &#8220;akbaba&#8221; rolüne bürünerek, imparatorluktan geriye kalan toprakları paylaşma yarışına girmişlerdi. İstanbul 1916 yılında düşman devletler tarafından işgal edilmişti belki, ama pratikte gerçek anlamda antlaşlmayı bir türlü sağlayamıyorlardı. Aynı zaman diliminde Anadolu&#8217; da değişim kıpırdanmaları da başlamıştı. Türk halkının düşmanı devirmesi, bize okullarda anlattıkları gibi, öyle bir anda olmuş bir şey değilmiş. Düşmanlar işgal ettikleri köylerde çocuklara soysuzca işkenceler yapıp, kadınlara tecavüz ediyorlarmış. Böylesine vahşetler arttıkça, halk kendine gelebilmiş, ulu önder Atatürk&#8217; ün de, Türk&#8217;ün genlerinden gelen direnişin ruhunu yeniden ateşlemesi ile kendine dönmüş ve mücadeleye katılmıştır. Hacı ve hoca takımı denen, dini şahsi çıkarları için her yere sündürme cahilliğini gösteren yabancı paralarla cebini doldurmaya çalışan şerefsiz mahlukatlar, halkın arasına karışıp düşmanı övdükleri, padişahı kurtarmaya geldiklerini söyledikleri için halk uzun bir süre sürüncemede kalmış. Ve doğru zaman gelince herşey domino taşı etkisi gibi arka arkaya gelmiş. Başarılmış ve neredeyse her karış toprağında şehit kanı ile sulanmış olan topraklarımız, düşmanların elinden kurtarılmış.</p>
<p>İyi de Neriman&#8217; a ne olmuş?</p>
<p>Kurtuluş Savaşı sonrasında Türkiye Cumhuriyeti kurulmuş ve emperyalist devletlerin evde yaptığı hesap çarşıya uymamış. Başka planları devreye sokmaları gerekiyormuş derhal. Ancak bu sırada toplumun yapısında , yavaş yavaş meydana gelen değişimleri de gözlemlemeyi ihmal etmemiş Amerika. Osmanlı İmparatorluğu zamanından bu yana toplumda doğuyu alaturka olarak görüp &#8220;küçümseme&#8221;, Batıyı alafranga olarak görüp &#8220;övme&#8221; durumu ortaya çıkmıştı. Kendini halktan ayırıp daha yukarlara oturtmak zorunda hisseden bir takım &#8220;zengin&#8221; topluluklar yüzünü Batıya çevirip kendi kökleri ile bağlarını keskin bir balta ile kesmişlerdi. Egolarının merkezine Batıyı koyup etraflarında dönmeyi seçkin olmak durumu ile bağdaştırıyorlar, türlü soytarılıkları sahnelemek durumunda kalıyorlardı. 1910&#8242; lu yıllarda dahi, toplum içinde giyim kuşam ile ilgili Batıdan gelen bir moda akımı var idi ve halk yokluk içinde kırılsa dahi, bir kesim mutlaka ortalıkta dönen devingen materyalleri takip ediyorlardı. Ruh dünyaları boş, şeklen değişken insan kitlelerinin yapıları kendiliğinden ortaya çıkmıştı. Yani günümüzde &#8220;toplum değişti, ahlak bozuldu&#8221; gibi söylemler geçersiz bence. Uzun bir süredir tas da hamam da böyle aslında.</p>
<p><a href="http://bosakurekcekenler.com/wp-content/uploads/2011/11/peyamisafa_1.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-622" title="peyamisafa_" src="http://bosakurekcekenler.com/wp-content/uploads/2011/11/peyamisafa_1-206x300.jpg" alt="" width="206" height="300" /></a>İşte Neriman bu noktada dikkat çekiyor. Peyami Safa &#8220;Fatih-Harbiye&#8221; adlı eserinde eski yaşantısının alaturka durumundan sıkılan ve değişikliğin sadece Batılılaşmakta olduğunu düşünmeye başlayan genç kız olan Neriman karakterini yaratmış. Şinasi adında kemençe çalan ve kültürüne bağlı yaşam sürdüren bir gençtir. Neriman ile Şinasi 7 yıldır arkadaşlık etmekte iken, Neriman Macit adında bir gençle tanışır. Yurtdışı görmüş, partilere giden Macit Neriman&#8217; ı etkilediği için Şinasi ile Neriman&#8217; ın araları açılır. Kitaptaki hikaye işte bu ara süreç üzerine yoğunlaşmış. Neriman kardeşimiz sonunda doğruyu görerek kendi değerlerine sarılmaya karar veriyor ancak baya çelişkiler de yaşamıyor değil. Parantez açarak kendi yorumumu eklemeliyim. Bir kadın hayatında değişim isteyip karasız kalması ve bocalaması, en sonunda yine eski yaşamını tercih etmesi pek &#8220;kadın&#8221; ruhuna uygun bir durum gibi gelmedi. Bunu yapan erkek olsa idi belki inandırıcılığı artabilirdi.</p>
<p>Neriman doğru yolu buldu belki, ama bulamayan ve de partilere gitmek veya televizyonda gördüğü modernliği çıplak olmak ile karıştıran maymunlara benzemek için evden kaçıp, kötü yola düşen kim bilir kaç genç kız vardır. Bu bozuk sistemi beslemek kime yarar? Kadın etinin mal gibi satılması üzerine kurulu, pis dünyanın içinde uyuşturucu vardır, alkol vardır. Dolayısiyle silah tüccarlarının yan iş kolu olan uyuşturucu ve alkol sektörü de kazanç kapılarını bu yollarla yaratmıştır. Dünyaya silah satıp savaşmalarına sebep olan, iç savaşları çıkartan ajanları besleyen karteller, uyuşturucu ve alkol sektöründen elde edecekleri kazanç için de toplumdaki ahlaksızlığın artmasını isteyecektir elbette. 2 ile 3 sayısını topladığımızda sonucun 5 olması durumu ne kadar açık ise, bu pis sistemin dünya üzerindeki paranın çoğunu elinde tutma ve dünyayı pislik içinden çıkamamasının sebebi de o kadar katidir.</p>
<p>Kominizm 2. Dünya Savaşı sonrasında &#8220;öcü&#8221; olarak dünyaya sunuldu. Korkunç bir şeydi komünizm. Dinsizlik demekti. Toplum köle gibi çalışacak ve ürünleri devlete verecekti. Devlet ise eşit olarak halka dağıtacaktı. Tabi tabi. Biri rüyasında görmüş olsa gerek. İşte bu hülyalı ideoloji uzunca bir süre Amerika&#8217; nın yok etmek istemediği bir düşman gibi pazarlandı. Din inancı olan komünistleri öldürmeli, sevaba girmeliydiler. Amerika işte bu din koruyucuları için yardımcı olacak, onları koruyacaktı. Türkiye dahil pek çok ülkeyi yıllarca bu masallar ile kandırarak antlaşmalar yaptı ve eski silahlarını sattı. Elindeki silahlar artınca, bu defa yetiştirdiği ajanları o devletlere gönderdi; &#8220;Haydi şurda bir sağ-sol olayı yarat, sağ dini tutsun, sol da diğer uçta olsun&#8221;. Bu şekilde iç savaş çıkan yerlerde hem devlete hem de karşısında ayaklanan güçlere silah sattı. Yani her durumda Amerika karlı, diğer bütün devletler zararlı idi. Ve sonra birden öcü balonu patladı. Modası geçmişti veya maddenin doğası gereği kendini tekrar etmeye başlamıştı. Veya belki toplumlar uyanmaya başlamıştı. Yeniden uyutulmaları gerekli idi. Uyusunlar tabi, büyüsünler diye değil de, ellerinin altında yakın gelecekte yok olacak yeraltı madenlerinin yerine yenilerini koyabilmek için uyusunlar. Çünkü çeşitli yollar ile kandırılacak olan çoğunluk, zengin madenlerin yer aldığı topraklarda yaşıyorlar. Ve şu anda kaynamakta olan Ortadoğu toprakları da tam da onların ağızlarına layık. Ortadoğu denildiğinde Amerika&#8217; yı yöneten baronların ağızlarının suyu akıyor bir kaç yüzyıldır. O yüzden ortak ideaları uğruna birleştiler kopmamacasına ve dünyaya kötülük yapmaktalar.</p>
<p>Son olarak Suriye üzerinde oyunlar çeviriyorlar. Birleşmiş Milletler (BM) komisyonunun yaptığı soruşturmanın raporunda, Suriye yönetiminin insanlığa karşı suç işlediği belirtilmiş. İyi de Birleşmiş Milletler neden aynı kararı Irak işgal edilirken Türkmenler ile ilgili almadı mesela? Neden her zaman taraflı?  Esad&#8217; ı henüz deviremedikleri için de bir çok senaryoyu deniyorlar. En son Arap Birliği Suriye yönetimine yönelik,  9 maddelik yaptırım paketi hazırlamış. Bunları bunları yapmazsan cısss, ona göre. İyi de hıristıyan devletler ile aynı çıkarları gözeteceksen neden müslümanlardan oluşan bir birlik kurdular ki.</p>
<div id="attachment_623" class="wp-caption alignleft" style="width: 298px"><a href="http://bosakurekcekenler.com/wp-content/uploads/2011/11/otpor.jpg"><img class="size-full wp-image-623" title="otpor" src="http://bosakurekcekenler.com/wp-content/uploads/2011/11/otpor.jpg" alt="" width="288" height="175" /></a><p class="wp-caption-text">Mısır ayaklanmasında, OTPOR izler...</p></div>
<p>Uğraşmayın, gidin Amerika&#8217;nın yönettiği birliklerden birine, kandırmayın kendinizi de kimseyi de. Kuveyt yönetimi de protestolara dayanamayarak istifa etmiş. Protestoları besleyen zihin, zamanında Yugoslavya&#8217; yı parçalayan 8 Nisan gençlik hareketi olan &#8220;OTPOR&#8221; hareketini besleyen zihin ile aynı beynin içinde. Ortadoğu ülkelerinden herhangi birinde çıkan protestocuların üzerinde OTPOR yazısını görmek mümkün. Toplum mühendisleri tarafından yıllarca üzerinde çalışılan ve seri halinde belgeselleri çekilmiş hatta bilgisayar oyunu yazılarak simule edilmiş bir sistemden bahsediyoruz. &#8220;İmparatorluğu Çökertmek&#8221; demişler bir de adına. Yani egoyu öyle bir şişirmişler ki, ülkeleri karıştırmak, hükumetleri devirmek sonucunda &#8220;Süperadam&#8221; (superman) oluyorsun.</p>
<p>Ve sonra anlıyorsun ki, çocuk iken izlettirilen çoğu çizgifilm veya film, aslında büyüklerin oynadıkları oyunları anlatıyor. Kimileri bu oyunun içinde kayboluyor, kimi de Neriman kardeşimiz gibi rest çekerek kendini bulabiliyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://bosakurekcekenler.com/suriye-arap-birligi-avrupa-birligi-ve-neriman.bkc/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>O da korsan, bu da korsan!</title>
		<link>http://bosakurekcekenler.com/o-da-korsan-bu-da-korsan.bkc</link>
		<comments>http://bosakurekcekenler.com/o-da-korsan-bu-da-korsan.bkc#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 15 Nov 2011 11:36:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Kürekçi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Garip ve acı]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://bosakurekcekenler.com/?p=598</guid>
		<description><![CDATA[Van&#8217;da meydana gelen ikinci deprem ve sonrasında çöken otellerin altında kalanlar için kurtarma çalışmalarını takip ediyorduk ki, son dakika haberi göründü ekranlarda. Bir kişi denizotobüsü kaçırmıştı ve medya yolu ile sesini duyurmak istiyordu iddiaya göre. Aklıma ilk olarak terör örgütü &#8230; <a href="http://bosakurekcekenler.com/o-da-korsan-bu-da-korsan.bkc">Okumaya devam et <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://bosakurekcekenler.com/wp-content/uploads/2011/11/korsan.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-599" title="korsan" src="http://bosakurekcekenler.com/wp-content/uploads/2011/11/korsan.jpg" alt="" width="320" height="213" /></a>Van&#8217;da meydana gelen ikinci deprem ve sonrasında çöken otellerin altında kalanlar için kurtarma çalışmalarını takip ediyorduk ki, son dakika haberi göründü ekranlarda. Bir kişi denizotobüsü kaçırmıştı ve medya yolu ile sesini duyurmak istiyordu iddiaya göre. Aklıma ilk olarak terör örgütü geldi. Başka kim ülkemize musallat olup her fırsatta saçmalıyordu ki! Kendi iradesi değil de üstlerinden gelen emirleri sorgulamadan uygulayan, uyuşmuş beyinlerin depolandığı bir örgüt yaratılmış, onlarca yıldır da bela kusmaktan başka birşey yapmamaktadır. Gerçekler böyle olunca da denizotobüsünü kaçıran terör örgütünden başka birisi olamazdı. Muhakeme gücü olan herkes için görünen budur ve fazla zekaya da gerek yoktur bunu kestirmek için. Medya konu üzerinde fazla durmayınca olayın kontrol altında olduğunu düşündük. Ertesi gün de olan biten herşey açığa kavuştu. KCK soruşturması kapsamında daha önce gözaltına alınıp daha sonra bırakılmış olan biri denizotobüsünü kaçırmıştı. SAT komandoları sayesinde denizotobüsü kurtarılmıştı. Korsanın öldürülmüş olması da önemsiz bir durum bence. Öldürmeyip beslesemiydik! yıllardır birilerini beslediğimiz gibi&#8230;</p>
<p>Tabi terör örgütü yanlıları ve siyasi destekçilerinin benim gibi düşünmesi olanaksızdır. <span id="more-598"></span>Öldürülen teröristin cenazesini almaya gidenler arasında yer alan Sebahat Tuncel&#8217;i görünce bu gerçek de kendini doğrulamış oldu. Türkiye Büyük Millet Meclisi&#8217;nde milletvekili sıfatı ile yer alıyor, vatandaşın vergileri ile utanmadan maaş alıyor ve bir teröristin cenazesi almaya gidiyor. Peki hala neden o meclis çatısı altına alınıyor? Merve Kavakçı başörtüsü ile meclise girdi diyerek afaroz ediliyor da, terör örgütü üyesine destek çıkan bir kadın neden hala o koltuklarda oturtuluyor? Nasıl bir zihniyet? Biri bunu açıklasın&#8230; Bu meclis kılık kıyafet yasağına bu derece hassas davranıyor da, vatanımızın bütünlüğüne kastededen zihniyete neden bu derece müsamaha gösteriyor. MHP vekilleri bu soruma nasıl bir cevap verir acaba? Milliyetçi Halk Partisi adı ile görev verilen vekillerin özellikle seslerini çıkartmaları gerekmiyor mu? Yoksa yine kaset olayları ile mi tehdit ediliyorlar pek çoğu? CHP için zaten ümidimi yitirdim, Atatürk öldükten sonra onların yaptıkları, daha doğrusu yapmadıkları ortada iken onlardan birşey beklemek imkansız. Hükümet zihniyeti ise tamamen paradoks içinde, kendi kuruğunu kovalayan bir tilkiye benziyor. Peki doğruları kimden isteyeceğiz? Pek çoğumuzun bulanıklaşan ve şaşkın hale gelmiş olan zihinlerinde, cevabını başkalarından beklemememiz gereken sorular bunlar. Çünkü, &#8220;Çözüm kimde?&#8221; sorsunun cevabı &#8220;Bizde&#8221;&#8230;Çözüm aslında yine her birimizin içinde. Çözüm biziz. Ancak bu bilinç düzeyine erişmemiz için gereken bir zaman var ve o zaman gelince topyekün cevabı haykıracağız gibi görünüyor. Bunu ben değil, geçmiş tarihimiz söylüyor.</p>
<p>Geçmişte durum böyle olmuş, yani felaket anında Türk milleti bir çıkış yolunu bulmuş. Bunu tarih biliyor ise, tarih boyunca tepemizde olan ve varlığımıza kast etmiş olan yabancı uluslar da biliyordur. Ve bu yüzden de, milletin şuurunu unutturmak, geçmişini silebilmek ve kendi kültürünü içimize enjekte etmeye uğraşıyorlar. Yoksa neden millete &#8220;Yeteneksizsin ulan salak millet&#8221; adında yarışma programlarını izlettirsin ki? Veya &#8220;Kimin sesi daha güzel biz 4 salak ve sesi kargaya benzeyen jüri üyeleri seçeriz&#8221; adında bir program hazırlayıp halkımıza çoğunlukla yabancı sözlü müzikleri ezberletsin ki? Dans yarışmaları ile tango, salsa, rap gençlere öğretiliyor, Halk oyunları unutturuluyor. Bunları göremeyen gözler kör değil de nedir ki? Hala çocuklarını bu programlara göndermeye can atan milyonlarca insan var iken de bu kültür gayet de güzel silinir aslında. Bunu gören dış mihraklar Acun Ilıcalı gibi kişileri ön plana çıkartıp desteklemesin de , beni mi desteklesin, pardon yani!</p>
<p>Analitik, yani matematik zekası ile sorgulayarak düşünebilen zihinler, gerçek tarihi öğrendiği zaman, etrafta dönen dolapları gayet net görebilir ve bir yargıya, sonuca ve çözüme ulaşabilir elbette. Ancak sayılarımızın ne yazık ki oldukça az olmasından dolayı, büyük kitleler ile birlikte gözlerin açılıp aydınlığa ulaşmamız zor olduğu için bir süreye daha ihtiyaç var gibi görünmektedir. Yalan ve sanal dünyanın içinde olduğunu anlamayıp kendisini bu dünyanın içine kendi rızası ile atanlar da günün birinde o pisliğin içinden çıkmanın yollarını arayabilirler. İşte bu kişilerin sayısı arttığı zaman elimizi uzatabiliriz. Aksi halde, elimizi uzatsak bile hep o pisliğin içinde kalmak için direneceklerdir. Ancak pisliğin içinden çıkarken bu kitlelerin arınmak için türlü felaketler ile yıkanacakları da düşünülebilinir. Umuyorum ki çok kötü günler görmeyelim&#8230;</p>
<p>Yeniden dönelim şu terör örgütü destekçisi milletvekili kadına. Denizotobüsünü kaçıran teröristin kız kardeşi de 7 ay önce polisler tarafından, bir patlama ile ilgili olduğu için, tutuklanmış. Havaalanına bu terörist kadını kendi makam arabası ile getiren kişinin kendisi de yine aynı kadın, Sebahat Tuncel. Milletvekili teröristi polislerin elinden kurtarmak için de baya uğraşmış, izleyin .<br />
<script type="text/javascript" language="JavaScript">// <![CDATA[
				var MedyanetPlayerParams = {				"PosterUrl": "http://webvideohaber.hurriyet.com.tr/Haber/vekil_15112011_1001_wmp4.jpg",				"VideoUrl": "http://hurriyet.cubecdn.net/Haber/vekil_15112011_1001_wmp4.mp4",				"FlashPlayerUrl": "http://webtv.hurriyet.com.tr/images/swf/Adv_Player_New.swf",				"FlashPlayerConfigUrl": "id=24352&#038;config=http://webtv.hurriyet.com.tr/XML/HurMedyaVideosEmbed.aspx?vid=24352",				"PlayerWidth": "580",				"PlayerHeight": "420"}
// ]]&gt;</script><script type="text/javascript" src="http://webtv.hurriyet.com.tr/js/webVideoNew.js?rnd=865298210"></script><br />
Böylesine herşey açık ve ortada iken, bu kadın nasıl hala meclis çatısı altına girebiliyor? Birkaç yıl önce Amerika Birleşik Devletleri Bşkanı TBMM&#8217;de konuşma yaptığı zaman da aynı soruyu sormuştum. Demek artık meclis Türkiye&#8217; nin değil, öyle mi vekiller? 1947&#8242; de Amerika ile imzaladığımız ikili antlaşmalar sonrası teslim olmuşuz da haberimiz mi yok veya? Atatürk&#8217; ün yazdığı tarih kitaplarını bu yüzden mi kaldırdınız eğitim sistemimizden, onun yerine bir ermeninin yazdığı tarih kitaplarını okutuyorsunuz yalan yanlış? 1071 Malazgirt Savaşı sonrası Türkler Anadolu&#8217;ya basmamış kardeşim. Milattan binlerce yıl öncesine ait yaşamış olan uygarlıklarda dahi Türk Kültürü&#8217;ne ait izler bulunuyor. Kaya mezarlarındaki resimlerde dahi bu izlere raslanıyor. Bilime ve gerçek tarihe bu kadar mı sırtımızı çevirdik? Zavallı öğrenciler hala aynı saçmalıklarla mı uyutuluyor ?</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://bosakurekcekenler.com/o-da-korsan-bu-da-korsan.bkc/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
<enclosure url="http://hurriyet.cubecdn.net/Haber/vekil_15112011_1001_wmp4.mp4" length="9441428" type="video/mp4" />
		</item>
		<item>
		<title>Duvara TosTlayacak Olanlar!</title>
		<link>http://bosakurekcekenler.com/duvara-tostlayacak-olanlar.bkc</link>
		<comments>http://bosakurekcekenler.com/duvara-tostlayacak-olanlar.bkc#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 03 Nov 2011 20:42:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Kürekçi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazılar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://bosakurekcekenler.com/?p=591</guid>
		<description><![CDATA[Başlık kesinlikle anlık geldi aklıma ve yazıverdim oraya. Yazacaklarımla hiç bir alakası yoktur, kaldı ki yazacaklarımı henüz ben de bilmiyorum. Hele fotoğraf tam kel alaka. Ekran başına nadir geçtiğim olur. Pisliğe bulaşmamak için televizyonlardan uzak durmak gerekir diye düşündüğümden bu &#8230; <a href="http://bosakurekcekenler.com/duvara-tostlayacak-olanlar.bkc">Okumaya devam et <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div id="attachment_592" class="wp-caption alignleft" style="width: 310px"><a href="http://bosakurekcekenler.com/wp-content/uploads/2011/11/duvara_tos.jpg"><img class="size-medium wp-image-592" title="duvara_tos" src="http://bosakurekcekenler.com/wp-content/uploads/2011/11/duvara_tos-300x224.jpg" alt="" width="300" height="224" /></a><p class="wp-caption-text">Kaynak: http://www.123rf.com</p></div>
<p>Başlık kesinlikle anlık geldi aklıma ve yazıverdim oraya. Yazacaklarımla hiç bir alakası yoktur, kaldı ki yazacaklarımı henüz ben de bilmiyorum. Hele fotoğraf tam kel alaka.</p>
<p>Ekran başına nadir geçtiğim olur. Pisliğe bulaşmamak için televizyonlardan uzak durmak gerekir diye düşündüğümden bu yolu seçiyorum. İşte o nadir anlardan birinde mecliste bir tartışmaya tanık oldum. AKP milletvekillerinden Mehmet Metiner ne alaka ise kürsüden &#8220;Bu millet faşist yönetimleri, tek partili dönemleri de gördü&#8221; diyordu. Tek parti dönemi M.Kemal Atatürk döneminde Türkiye Cumhuriyeti yeni kurulmuş iken var idi. Daha sonra Atatürk bunun bazı kerizler tarafından &#8220;faşistlik&#8221; olarak yorumlanma sakıncasını görmüş olacak ki ikinci partinin kurulmasına da ön ayak olmuş. Yani ikinci partiyi de onun fikri ile kurmuşlar. Fakat birbirini yeme ve içerden çökertme kaabiliyeti uzun yıllar genlerimize işlediğinden olsa gerek, bazı Cumhuriyet düşmanları kurulmuş olan bu ikinci partiye doluşup ülkeyi kalkındırma çabalarına baltalayacak girişimlerde bulununca Atatürk bu partinin kapatılmasını istemiş. Yani partiyi kurdurtması değil de kapattırması mı faşistlik oluyor? Ülkemiz büyük kayıplar vermiş, herşeye yeniden başlamaya çalışmakta iken, kalkınmak için atılımlar yapmaya ve bunun için parasal kaynaklar elde etmenin yollarını arıyor iken, her zaman var olan içerdeki hainlerin çelmeleri ile mi uğraşsa idi, yoksa o enerjilerini ilerleme yolunda adım atmaya mı harcasalardı</p>
<p>Nagehan Alçı diye bir kadın türemiş son zamanlarda televizyon ekranlarında pek sık görülür olmuş. Meğerse o da Atatürk&#8217;e diktatör diyerek bir çıkış yapmış, ama ben televizyondan uzak olduğum için gündemden biraz geri kaldım. Bugün facebook hesabıma girince öğrendim durumu. Aslında hangi topluluğu temsil ettiğini bilmediğim şu yukarıdaki vekil meğer okyanus ötesinden gelen bir emirle konuşmuş demek ki. Sayısı 1 olsa önceki gece biraz fazlaca kafayı bulmuş ne dediğini bilememiş diyecektim, ama sayıları aynı zaman diliminde birden fazla olunca emrin dışardan geldiği anlaşılıyor. Bunu anlamamak için keriz, bunu farketmemek için az kitap okuyor olmak gerekiyor.  Çok değil sadece 50 senelik geçmiş tarihimizi, olan bitenleri, yurdumuzu satan içerdeki hainleri, topraklarımızı işgal etmek isteyen dışardaki düşmanları, hükümet eli ile kanun haline getirilmiş olan Amerika&#8217; nın çıkarlarını bilip de sonra şu konuşan 2 zavallıya hayret etmek olmaz tabi&#8230;</p>
<p><span id="more-591"></span></p>
<p>O zamanlar şimdiki gibi okyanus ötesinden para akmıyordu ki hükümetlere. Veya o zaman teslim olmamıştık ki Amerika&#8217;ya. O zamanlar bağımsız bir devlet kurmuştuk Atatürk&#8217;ün önderliğinde. Ancak çoğu kimseler onu gerçekten anlayamamış olacaklardı ki, ölür ölmez ülkemizi Amerika&#8217;nın emrine vermişti. Hani yabancılara toprak satışı AKP döneminde serbest bırakıldı denir ya, külliyen yalan. Daha 1940&#8242;larda Amerika&#8217;ya istediği yerde askeri üs kurması için izin vermedik mi? Vedik. Bakınız Adana&#8217;daki İncirlik Askeri Üssü&#8217;ne. Kurulu olan askeri üs tamamen Amerikalılara ait. Türkiye&#8217;den uzman askerlerimizin bulunacağı şartı koşulmasına rağmen ne yazık ki üste gerçekleşen bir çok çalışmadan haberdar edilemiyoruz. Hesap sormaya kalkan olursa da ağzının payını alıyor. Şimdi İzmir&#8217;de Urla&#8217;da bir diğer üslerini kurdular. 2000&#8242;den fazla amerikalı asker İzmir&#8217;den ev kiralamışlar. Askeri üs, konsolosluklar, okullar, kurumlar derken gözümüzü açtığımızda bir bakmışız Amerika&#8217;nın bir eyaleti oluvermişiz&#8230;Ne de olsa bir devletin yönetim kademesindeki bir çok yetkili okyanus ötesine doğru bakıyor güneş doğdu mu diye! Oysa ki o tarafta güneş batıyor ey mahlukat&#8230;</p>
<p>Şu milletvekili ile ilgili araştırma yapayım dedim Google&#8217;da. Televizyon&#8217;da suratını görünce korku filmi izliyormuş duygusu yaşadığım için genelde ekrandan uzaklaşırdım. İnternette hakkında yazı yazılmış ilginç sitelere de rastladım. Daha önce bu adamı pkk lehine konuşmalar yaparken izliyor olduğumu hatırladım. Rastladığım site bir pkk sempatizanı ve bu vekilden &#8220;şerefsiz&#8221; diye bahsetmiş. İlginç geldi aslında. Her devrin adamı yanar döner diyor bu şahısla ilgili. Vallahi bu adama yüklenmeye gerek yok aslında. Hiç araştırma yapmamış, kitap okumamış sadece eline tutuşturulan kağıtlardakileri okuyan birisi olsa gerek. Aynı Nazlı Ilıcak ve Altanlar, Bengisu, Baransu, Barlas ve diğer süper aydınlar gibi.</p>
<p>13 yaşındaki kızın kendi rızası ile 26 adet erkek ile birlikte olması fikrini yargıtayın nasıl onayladığı de büyük bir muamma aslında. Bu karara imza atanların hiç mi çocukları yok acaba? Hadi yok diyelim, peki kendileri hiç mi 13 yaşında olmadılar. Doğduktan hemen sonra eşşek kadar boya sahip olup yetişkin oluverdiler de böylesine insanlık dışı bir karar aldılar. İnsanın aklının ve mantığının almadığı durumlar bunlar. Şeytanın uşakları türlü ahlaksızlığı yapıyorlar ve dünya üzerinde yaşayan yasa koyucular da bu ahlaksızlıkları onaylıyorlar. Yasalar ne için o zaman? Yoksa yasalar her zaman suçluyu korumak için mi? Belki de öyledir&#8230;</p>
<p>Sağlık Bakanı Van depreminden sonra halkımızdan ihtiyaç listesini ekranlardan istediğini hatırlıyorsunuzdur. Kıyafetlerin yeni olmasına, yırtık olmamasına azami önem gösterilmesi&#8230;tarzında devam eden konuşması sırasında aklında nedense &#8220;Deprem vergileri bu günler için değildi de ne zaman için toplandı ey çok bilmiş yöneticiler?&#8221; sorusu geldi. Maliye Bakanı Mehmet Şimşek zaten hep dalga geçer gibi açıklamalar yapmayı alışkanlık haline getirdi diyerek deprem vergilerinin duble yol yapımında kullanıldığı açıklamasını da pek ciddiye almamak isterdim. Ama ne yazık ki gerçekmiş. Acı ama gerçek. Hani seçimlerde hava attıkları &#8220;Yol yapıyoruz, duble yol&#8221; safsataları vardı ya, işte o yolların parası hepimizin cebinden çıkıyormuş zaten. Sağlık Bakanı şimdi de yabancı doktor ve hemşirelere inanılmaz ihtiyaç olduğunu açıklayıvermiş. Ya ben neye tepki vereyim şaşırdım. Bitmişiz de okeye dönüyoruz diyeyim de olsun bitsin. Yabancı öğretmenler misyonerlik yapıyor ve çocukları adeta kendi kültürlerinden uzaklaştırma ideasını taşıyorlar. Eğitim alanındaki bu misyoner tuzağı her yanımızı sarmışken bir de sağlık sektöründeki misyonerleri göreceğiz demek ki. Eminim emir büyük! yerden gelmiştir. Devlet hastaneleri zayıflatıldı. Özel hastaneler arttı. Özel hastanelerin çoğu da nedense yeşil sermaye ortaklı.</p>
<p>İlaç sektörü ise hala yarattığı çarpık sistemden inanılmaz paralar kazanıyor. Ve tüm bu bozuk sistemden beslenen gudubetler de işlerin düzeltilmesini istemiyorlar. Eğer işler gerçekten olması gerektiği gibi olursa bu tereslerin cebi dolmaz, sadece halk daha iyi hizmet görür ve daha az ilaç kullanır çünkü. Bir sağlık görevlisinden duymuştum. Doktorlara vizite başına para ödendiyormuş. Her ay yazması gereken test sayısı varmış. Eğer bu sayılardan daha az sayıda hastaya test yaptırırsa maaşından eksik ödeniyormuş. Kötü bir filmin beceriksiz senaristlerinin yazdığı bir senaryo gibi geldi anlatılanlar. Ama sağlık sistemindeki çürümüşlüğün gerçeği imiş bu anlatılanlar. O zaman hasta diyerek doktora götürdüğünüz çocuğunuza da zararlı da olsa bir sürü gereksiz test yaptırılıyor demektir bu. Günlerce boş yere üzülmeniz ve belki çocuğunuzun boş yere acı çekmesi anlamına da geliyordu bu. Düşünün, birileri ilaç firması var diye doktorları besliyor, o doktor da beslendiği firmanın ilaçlarını dayıyor ve sırf bu yüzden sağlam olan organlarınız da hastalanıyor. Tek bir doktor yüzlerce hastayı bu şekilde çürütebilir. Ve bu binler, milyonlar ve bir devletin insanları anlamına da gelebilir. İnsan hayatı bu kadar ucuz yani. Sabahın köründe sıra almak için hastaneye gidiyorsunuz. Niye? Birilerinin cebi daha da kabarsın diye. İyileşmek mi? O bir hayal&#8230;Sistemi bu kadar sakat hale getirdikten sonra insanlığını koruyabilen doktor sayısı bulmak da oldukça zor olsa gerek. Eh hal böyle olunca tabii ki yurtdışından doktor ve hemşire ithal ederiz. Onlar da neticede 1 seneye kalmaz kafayı yerler zaten&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://bosakurekcekenler.com/duvara-tostlayacak-olanlar.bkc/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Deprem vergileri nereye harcanmış?</title>
		<link>http://bosakurekcekenler.com/deprem-vergileri-nereye-harcanmis.bkc</link>
		<comments>http://bosakurekcekenler.com/deprem-vergileri-nereye-harcanmis.bkc#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 27 Oct 2011 10:18:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Kürekçi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Garip ve acı]]></category>
		<category><![CDATA[Yazılar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://bosakurekcekenler.com/?p=583</guid>
		<description><![CDATA[1999 Gölcük depreminden sonra dönemin hükümeti &#8220;Deprem Vergisi&#8221; adı altında yeni bir vergi icat etmiş idi. Birey olarak her eylemi için devlete vergi ödemeye alışmış olan halk ise bu yeni ortaya çıkan vergiyi sorgulayıp itiraz edememişti. Önce bu verginin geçici &#8230; <a href="http://bosakurekcekenler.com/deprem-vergileri-nereye-harcanmis.bkc">Okumaya devam et <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div id="attachment_584" class="wp-caption alignleft" style="width: 260px"><a href="http://bosakurekcekenler.com/wp-content/uploads/2011/10/salih_olmez.jpg"><img class="size-full wp-image-584" title="salih_olmez" src="http://bosakurekcekenler.com/wp-content/uploads/2011/10/salih_olmez.jpg" alt="" width="250" height="150" /></a><p class="wp-caption-text">Erciş- kum yığınına dönen Sevgi apartmanının müteahhiti Salih Ölmez...Foto kaynak: Hürriyet</p></div>
<p>1999 Gölcük depreminden sonra dönemin hükümeti &#8220;Deprem Vergisi&#8221; adı altında yeni bir vergi icat etmiş idi. Birey olarak her eylemi için devlete vergi ödemeye alışmış olan halk ise bu yeni ortaya çıkan vergiyi sorgulayıp itiraz edememişti. Önce bu verginin geçici olduğu söylendi, muhtemelen Gölcük depreminin yaralarını sarmak için kullanılması planlanmıştı. Ancak bir de baktık ki bu vergi de diğer vergiler gibi kalıcı hale getirildi.</p>
<p>Şu dönemin Maliye Bakanı herkesin sorduğu &#8220;Deprem vergileri nereye harcandı? 30 devletten yardım isteyecek hale neden geldik ki? &#8221; sorusunu cevaplamaya çalıştığında bakın neler demiş.<br />
Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, toplanan vergilerin sağlık, eğitim, duble yollar gibi 74 milyonun ihtiyacını karşılamak için kullanıldığını söyledi.<br />
Burda bir duralım. Nasıl yani? Deprem vergisi yol yapımı için kullanılmış! Bakan şaka yapmış da olamaz. Peki ya 99 yılında deprem vergisi icat eden olmasa idi bu yollar yapılamayacak mıydı? AKP&#8217; nin her fırsatta övündüğü &#8220;Duble yol&#8221; dedikleri yolların kaynağı yoksa deprem vergilerinden topladıkları paralar mıydı? O zaman kimin parasıyla ne yapıp sonra da neyle övünüyorsun? Ve bu konuda en yetkili bakan bunu basının karşısında söylemeye de utanmıyor. Bu çok ilginç&#8230;<span id="more-583"></span></p>
<p>Dahası var. Mehmet Şimşek deprem vergisinin kendilerinden önceki hükümetin çıkarttığını ve kendi hükümeti döneminde de devam ettirildiğini söylemiş. Ve belli bir konuda vergi alınmasını doğru bulmadığını da ilave etmiş. Peki madem bu vergiyi anlamsız buluyordun neden bakanlığın başına getirildin zaman düzenleme yapmadın? Veya deprem bütçesi için ayrılan paraların saçma sapan yol, sağlık giderleri için harcanmasına göz yumdun? Saçma sapan sağlık giderinden kastım da hani geçmiş yıllarda ilaç firmaları tarafından icat edilen &#8220;Domuz Gribi&#8221;ne karşı ortaya çıkartılan aşılanlarn bilmem kaç bin tane almıştık ya, o saçmalıktan bahsediyorum&#8230;</p>
<p>Çevre ve Şehircilik adında yeni bir bakanlık icat edilmiş. Başına da Erdoğan Bayraktar ismindeki birini koymuşlar. Ekranda gördüğüm zaman inanamadım. Asalet veya devlet adamı duruşundan çok uzakta bir duruş sergileyen kişi konuşuyordu ekranda. Depremin üzerinden 5 gün geçtikten sonra çadırların herkese değil de sadece ihtiyaç sahiplerine dağıtılacağı bilgisini veriyordu. Bilgi vermeyin, icraat yapın istiyoruz. Ama birileri hala konuşmayı seviyor iş yapmak yerine.</p>
<p>1999&#8242;da deprem oldu, bilmem ne hükümeti zamanında, eyvallah. Peki şimdiki hükümet kaç yıldır görevde? 2002-2011 arası yani 9 yıldır görevde. Bu 9 yıl içinde otobanlardaki yayageçitlerini reklam panosuna çevirmeye kafa yoracaklarına hiç mi deprem afet planı üzerinde kafa yoramadılar? 9 yıl bu, 9 saat değil&#8230; Muhalefet olsun, hükümet olsun bütün partilerin zihniyetleri aynı. Bu zihniyet aslında halkın da zihniyetini gösteriyor. Toptan bilinçlenmemiz ve aydınlanmamız için daha kaç deprem görmemiz gerekiyor ki? 9 yıl hükümette kalmış bir parti eğer 2003 yılında bir projeye karar vermiş ise bunu eyleme geçirmesi için yeterli zamanı da olmuş demektir. Tabi bütün projeler yurtdışı odaklı olursa, ülkemizi gerçekten ilgilendiren konularda proje üretilemez&#8230; Araba ile giderken yayageçitlerindeki dev reklam panoları için harcanan milyarları düşündükçe sinirleniyorum. Bizim vergilerimizle bize reklam yapıyorlar resmen&#8230;Ha şu da var bizim vergilerimizle bakanlar sülalesini uçaklarda taşıyabiliyor. Ödediğimiz deprem vergisi ile yol yapılıyorsa, diğer vergilerimizle daha neler neler yapılmıyordur ki?<br />
Peki bunları yaparken geceleri rahat bir şekilde nasıl uyuyabiliyorlar?</p>
<p>Peki bu kat arası kolon  bağlantısının yapılmadığı kum yığınına dönen apartmanın suçlusu müteahhitler ne olacak? Bugün Van ve Erciş Cumhuriyet Başsavcılıkları, depremde yıkılan binalarla ilgili soruşturma başlatmış. Bakalın ne sonuç alınacak? Mesela kum yığınına dönen apartmanlardan biri olan Sevgi Apartmanının müteahhiti Salih Ölmez Erciş&#8217; te kendi yaptığı ve oturduğu villası hasarsız ve ayaktaymış. Buna rağmen gidip 2 adet deprem çadırı almışlar. Sebebi de çevredeki binaların üstlerine yıkılmasından korkmalarıymış. Kendi canlarını bu derece seven cani müteahhit, başkalarının canını hiçe sayabiliyor. Ve hala ahlaksızlık yaparak hasarsız binasına girmek yerine ihtiyaç sahibi birinin hakkını gasp ederek huzur içinde konuşabiliyor. Oysa ki Sevgi apartmanında kalitesiz malzeme kullanılmış. Kat araları kolon bağlantıları yapılmamış. Dere kumu ve bol çakıl kullanılmış. Koca binanın taşıyıcı kolonları dört demirle 20 santim kalınlığında yapılmış, incecik. Müteahhit kolonlar kalın görülsün diye çevresine briketle örüp çevirmiş. Kemal Sunal&#8217;ın &#8220;100 Numaralı Adam&#8221; filmini hatırlarsınız. Orda da aynı zihniyete sahip müteahhitler reklam şirketi ile anlaşıyor ve bu şekilde eksik malzeme ile yapılmış binaları sattırıyorlardı halka. Demek ki bu vizcansız, şeytana tapan mahlukatlar her zaman vardı, olacak da. Önemli olan denetim mekanizmasının kurulmasıdır. Bunu yapacak tek kurum ise devlettir. Devlet yönetimini şu an için elinde bulunduran hükümet de bu konuda yapıcı icraatları bir an evvel devreye sokmalıdır. Aksi halde bizler daha uzun yıllar olası depremlerde işimize yaramayacak, duble yol yapımında kullanılması için deprem vergisi ödemeye, yaya kaldırımlarında reklam panosu görmeye devam ederiz. Ederiz de ederiz&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://bosakurekcekenler.com/deprem-vergileri-nereye-harcanmis.bkc/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kardeş kokusu değil de kan kokusu almış olmayasın!</title>
		<link>http://bosakurekcekenler.com/kardes-kokusu-degil-de-kan-kokusu-almis-olmayasin.bkc</link>
		<comments>http://bosakurekcekenler.com/kardes-kokusu-degil-de-kan-kokusu-almis-olmayasin.bkc#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 24 Oct 2011 11:53:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Kürekçi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://bosakurekcekenler.com/?p=567</guid>
		<description><![CDATA[Dün, Pazar günü öğle saatlerinde Van&#8217;da 7,2 şiddetinde deprem oldu. 7 katlı ve bazılarının da daha 6 ay önce yapıldığını öğrendiğimiz binalar ve içinde insanlar kurtarılmayı bekliyorlar.  Biz de elimizden geldiğince kışlık giyecek gönderiyoruz. Yurdun her yerinden Van&#8217;a yardımlar götürülüyor. &#8230; <a href="http://bosakurekcekenler.com/kardes-kokusu-degil-de-kan-kokusu-almis-olmayasin.bkc">Okumaya devam et <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://bosakurekcekenler.com/wp-content/uploads/2011/10/el.png"><img class="alignleft size-medium wp-image-568" title="el" src="http://bosakurekcekenler.com/wp-content/uploads/2011/10/el-220x300.png" alt="" width="220" height="300" /></a><em><strong>Dün, Pazar günü öğle saatlerinde Van&#8217;da 7,2 şiddetinde deprem oldu.</strong></em> 7 katlı ve bazılarının da daha 6 ay önce yapıldığını öğrendiğimiz binalar ve içinde insanlar kurtarılmayı bekliyorlar.  Biz de elimizden geldiğince kışlık giyecek gönderiyoruz. Yurdun her yerinden Van&#8217;a yardımlar götürülüyor. Şehitlerimize üzülüyor iken şimdi de Van&#8217;daki depremzedelere üzülüyoruz. Arabaları sığsın diye kolonları incelten ve bu sebeple yerle bir olan 7 katlı apartmanın altındaki galeri sahibini mi eleştireyim, yoksa kamu sağlığı ile ilgili konularda kendi denetimini hep resmi kurumlara bıraktığı için halkı mı eleştireyim.</p>
<p>Şimdilik bunu bir kenara bırakıp BDP Genel Başkanı Selahattin Demirtaş&#8217;ın söylediklerini bir kenara not etmek istiyorum. Bu sefer öyle bir saçmalamış ki ciddiye alıp buraya yazmak bile yanlış aslında. Ama yine de zihinlerinde taşıdıkları kini, nefreti çok güzel yansıtıyor.<br />
Demiş ki: &#8220;Yardımlarda kardeş kokusu var&#8221;&#8230;<br />
Yani yuh&#8230;Cidden yuh&#8230;Apartmanların altında kalanların etnik kimliğini mi soracaktın eğer kurtarma ekibinden olsaydın ey vicdansız&#8230;İnsanın aklına &#8220;kan kokusu&#8221; kelimesi geliyor nedense. Bunu mu demek istedi acaba diye de düşünmeden edemiyorum&#8230;<span id="more-567"></span></p>
<p>Bebekleri katletmeyi, sahip oldukları idea!  uğruna, normal birşey gibi gören terör zihniyetini savundukları için siyasi başları ne yazık ki hiç sevmedim. Bu sözleri ile de zaten toplumu ayrıştırma hedeflerini nasıl benimsediklerini pek de güzel anlatmış. Daha fazla söze de gerek yok.</p>
<p>Hani insanın aklına geliyor. 13 şehidimizin olduğu gün aysel tuğluk çıkıp biz kendimizi idare ederiz tarzında laflar etmiş, özerklikten bahsetmişti ya&#8230;E haydi o zaman, Van&#8217;da sadece Kürtlerin yaşadığını düşünüyorsanız nerede idare sisteminiz? Nerede sesiniz? Belediyelerinizin Avrupa Birliğinden aldığı milyon liralık bütçelerden azıcık da buraya yardım aktarın bakalım. Türkiye Cumhuriyeti televizyonlarına çıkıp da &#8220;o bu şu konusu alıyorum&#8221; demekle olmuyor ki&#8230;İnsan olmak başka bir şey işte. Bebeklerin canına kast edip onu normalleştirmek de ayrı bir şey&#8230;Hakkını illa ki Amerika&#8217;dan, Almanya&#8217;dan, Fransa&#8217;dan, İsrail&#8217;den aldığın silahlarla kardeşini vurarak da arayamazsın. Sen &#8220;kardeş&#8221; olarak gördüğün insanları öldürürsün, kinin gözlerini kör etmiştir belki, ama büyük kardeşin her zaman seni kollar, sever, hatanı anlayıp da gözünü açacağın günü bekler&#8230;</p>
<p>İşte bu yüzden Van&#8217;da yaşayan insanların çoğunun Kürt olması aklımıza bile gelmeden yardım elini uzattık. Ama senin gibilerin aklından hiç çıkmıyor ki ayrılıkçılık.</p>
<p>Ne diyeyim, Allah akıl fikir versin tez zamanda böyle düşünen zihniyete&#8230;</p>
<p><strong><em>Bir konu daha var ki aslında televizyonlara çıkıp aldığı kokulardan bahsedenlerden çok daha önemli.</em></strong><br />
O da vurdumduymazlığımız, adamsendeciliğimiz ve bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasıncılığımız. Gölcük depreminden sonra herkesin dersini almış olması gerekmez mi? Aslında gerekir. Ama maalesef ders almamışız ki 6 ay önce yapılmış 7 katlı bir apartman dahi yerle bir olmuş. Peki bu binalar yapılırken hangi aşamalardan geçiliyor? Arsa sahibi veya müteahhit inşaatı yapmaya karar veriyor. Bunun için kaç daire olur da ne kadara satarsam şu kadar kar elde ederim hesabından çıkamadıkları için, mümkün olduğunca malzemeden kaçıyorlar. Hele de içinde vicdan denen insanlık ile ilgili en temel duygu yok ise o kişilerin yapacağı binalar kumdan kalelere benziyor. 7 katlı bina için kullanması gereken demirin kalınlığından beton yoğunluğuna kadar uzmanlık hesapları gereken milyonlarca bina ne yazık ki ülkemizde terzilikten müteahhitliğe geçmiş veya odunculuktan müteahhitliğe geçmiş pek çok bilinçsiz insan tarafından yapılıyor.</p>
<p>Buna izin veren ne peki? Tabii ki sistem. Devlet buna izin veriyor ve binaların usulüne uygun olup olmadığını denetleme görevini de yerel kurum olan belediyelere veriyor. İş bu noktada düğümleniyor. Ülkemizde özellikle 1980 yılından sonra her alanda memurlarda kendini gösteren bir yozlaşma görülmekte. Öğretmeni de, sağlıkçısı da, devlet memuru da artık &#8220;yan cebe at&#8221; zihniyetinde. Öğretmen para alamasa bile kendini geliştiremeden derse gir-çık yaparak ezberci eğitim sistemine hizmet ediyor. Neyse konuyu dağıtmayayım. Memurlardaki bu yozlaşma elbette ki toplumun bazı kesimini de mutlu etti. Müteahhit denen işinin ehli olmayan şahıslar belediyeler ile işbirliği yaparak bir çok binanın usülsüz yapılmasına göz yummadılar mı? Çoğu evlerde kaçak kat adı altında kat çıkılıyor. Buna izin veren yetkililer kadar talep eden kat sahipleri de suçlu değil mi? Yazlık evlere bakıldığında çoğunun kaçak katı veya kaplaması olduğu görülüyor. Neredeyse kumsalın içine deniz kumu karıştırılarak karılan çimentodan yapılmış evler var(İzmir&#8217;in Dikili ilçesindeki yazlıklar mesela). Bu evlere ruhsat nasıl veriliyor, denetleme yapan uzman! bilirkişiler nasıl imza atıyorlar, nasıl onaylanıyor. Örneğin yetkili mimar 4 yıl üniversitede okuyarak kendini adam mı sanıyor da bu vicdansızlığa alet oluyor. Üniversite sıralarında tüm insanlığını kaybettiği için mi bu bozuk sisteme karşı çıkmak yerine eğitimsiz cahillerin maşası oluyor. Bu durumda eğitimli cahiller eğitimsiz cahillerden daha acınası durumda diyebiliriz. Bunu da bir kenara koyalım, kötü her yerde vardır diyerek&#8230;Peki ama biz evleri satın alırken yapmamız gereken kontrolleri yaptık mı? Sorguladık mı? Denetledik mi? Yapmadık. Her zaman söyleniyor ya, bir kıyafet alırken bile deneriz, söküğü var mı diye kontrol ederiz. Ev alırken de yeni boyanmış mı, ısıtma nasıl oluyor diye ezber soruları yineleriz.</p>
<p><em><strong>Daha 40 fırın ekmek yememiz lazım medeniyet denen tek dişi kalmış canavara ulaşmak için&#8230;<br />
</strong></em>Sebebini 2 gece önce yaşadığım bir olayı anlatarak açıklayayım.<br />
Kastamonu&#8217; nun Cide ilçesinde bulunan Loç Vadisi&#8217;ne yapılmak istenen HES projesi var. 2008 yılından beri de yöre halkı bu konuda mücadelesini sürdürüyor. 2 gün önce de Kastamonu&#8217; lu olduğumuz için, Loç Vadisi Koruma Platformu&#8217; nun düzenlemiş olduğu yemeğe katıldık. Gecenin başında bu mücadelenin başında etkin görev alan kişi bir konuşma yaptı ve hemen arkasından da mikrofonu oynak bir şarkıcıya verdi. Pavyon şarkıcısı edası ile şarkı söylemeye çalışan kadın ve ona eşlik etmeyi beceremeyen piyanist şantöz vardı. Klavyeden çıkan her davul vuruşu beynime çakılıyordu sanki. Beynime aynı anda ateş çıktı ve sinirlendiğim için de masadan kalktım, ilk konuşmayı yapan kişinin yanına gittim.<br />
&#8220;Şaka mı yapıyorsunuz, yoksa şehitlerimizin acısını yaşadığımız şu günlerde bu şarkıcısı çıkartmanız bilinçli mi? &#8221;<br />
dedim. Cevabı oldukça ilginçti.</p>
<div id="attachment_571" class="wp-caption alignnone" style="width: 510px"><a href="http://bosakurekcekenler.com/wp-content/uploads/2011/10/loc_vadisi_gobek.jpg"><img class="size-full wp-image-571" title="loc_vadisi_gobek" src="http://bosakurekcekenler.com/wp-content/uploads/2011/10/loc_vadisi_gobek.jpg" alt="" width="500" height="333" /></a><p class="wp-caption-text">Yardım Yemeği</p></div>
<p>&#8220;Ne yapabiliriz ki, ne isterdiniz?&#8221; .<br />
&#8220;Duyarlı olup böyle bir şeye izin vermemenizi isterdim. Neticede vatan için şehit düşenler nasılsa vatan toprağımızı canları pahasına korumak milli bir görev ise, tüm canlıların olan vatan suyunu özelleştirilmesin diye korumak da aynı şekilde milli bir görevdir.&#8221; dedim.<br />
Ancak karşı taraftan aynı algıyı alamadım.<br />
&#8220;Bu yardım yemeği ve açılan davaların parasını ödemek için de insanlar ancak böyle etkinliklere geliyorlar. Kahvaltı yapalım dedik kimse gelmedi. Müzikli eğlenceli yemek dediğimiz zaman insanlar geliyor&#8221; dedi yetkili kişi&#8230;<br />
Bu dinlerken gözüm içeriye takıldı. Kadınlı erkekli çoğu insan çıkmış şarkı söyleyen kadın ile birlikte göbek atıyorlardı. Yukardaki fotoğraf o anların görüntüsü işte. Hiç de üzüntü veya yas havası yok öyle değil mi? Hani Gölcük depreminden sonra gece diskoya gidip göbek atanları da görmüştük biz, hatırlarsınız. En renkli göbek atan kişi de HES direnişinde dozerin önüne 19 gün yattığını söyleyen ve jandarmalar tarafından götürülen kadındı. Direnişin sembolü haline gelen sarı yazmasını başına dolamış göbek atıyordu. Ne kadar da ironik. Peki bu ironi kendiliğinden mi oluştu, yoksa bu kadın kolundan tutup çekiştiren askeri sevmediği için mi oynuyordu onu bilemedim. Midem bulantı ve görüşme yaparkenki konuşmaları da dinleyemez hale geldim, Snefes alamadığım o ortamdan. Çamlıca tepesinde ayaz, ayağımla fırlatacak ve bir canı kırmaya cesareti olan taş bakındım, bulamadım. Olsaydı keşke, vuraydım ayağımın ucuyla. Kırılsaydı oynayanların bulunduğu yerdeki camlardan biri. Ve koyun piskolojisi güdülmüş oynak insan sureti de sese doğru baksalardı ve deseydim onlara: &#8220;Siz böyle 3 maymunu oynayıp kulağınızı, gözünüzü, ağzınızı kapatıyorsunuz ya, kalbiniz taş bağlamış, beyniniz ise samanlaşmış ya, bunu gördükçe işte benim yüreğim bu cam gibi parçalanıyor. Ve avcumda tuttuğum her cam kırığı acıtıyor yüreğimi tekrar ve yeniden&#8230; Ve sonra o oynak güruh hatasını anlasa ve sessizce oturup kendini dinlese&#8230;Keşke işte, keşke&#8230;</p>
<p>Toplum olarak o kadar bilinçsiz ve şuur şaşması vaziyetinde yaşıyoruz ki, bu kader mi yoksa bilinçli tercihler mi bilemiyorum. Sosyolojik olarak konunun detayına inersek çok acı ve duymak istemediğimiz gerçeklerle karşılaşabiliriz. Çünkü evet bu tür bilinçsizlik durumu tercih meselesi. Ancak belli yaşam koşullarına da bağlı, belki de değil. Böylesine sarhoş bir şuur ile yaşadığımızı sanarsak daha çok kanarız. Herkese kanarız. Seçimlerde oy verip değerlendirildiğine kanarız, biz sizin kardeşiniz dediklerinde kanarız, din kardeşiyiz dediklerinde kanarız, amerika olarak yanınızdayız dediklerinde kanarız, ve  sonra yüreğimiz kanar&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://bosakurekcekenler.com/kardes-kokusu-degil-de-kan-kokusu-almis-olmayasin.bkc/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

