Hayatın Kendisi Bir Sınavmış, Yersen!

“Hayatın kendisi bir sınavdır” geyiği ile kandırılan bir nesildenim. İlkokul’ dan başlayarak ömrümün neredeyse tamamında türlü bahanelerlerin olduğu sınavlarla karşılaştım. İlkokul biter, ortaokula geçeceksin – kolej sınavları, özel hocalar, gidilemeyesi dershaneler. Neyse ki bu dönemi çocukluğuma vererek gecelere kadar sokakta seksek ve de istop oynayarak çoğu zaman da komşular tarafından bir o yana bir bu yana kovalanarak geçiştirdim. Normal insan gibi devlet okulunda okudum.
Bu sırada çok para ödeyerek, dahası çok gözyaşı dökerek eve bir bilgisayar aldırttığımızı da hatırlıyorum. Commodore 64 yerine “Commodore 128″ aldırdık. Sanki araba alıyoruz, rakamlar da beygir gücünü gösteriyordu! Ne diye 64 aldırmazsın ki, 128′i aldıktan 15 gün sonra fabrikasından üretim hatası olduğu açıklandı ve o güzelim bilgisayar elimizde kaldı. Benim de bilgisayar sevgim “icq” ile karşılaşana kadar bitmiş oldu. Okumaya devam et

Genel kategorisine gönderildi | 3 yorum

Tarihimizi Öğrenseydik Bugünlere Gelir miydik!

Kendi tarihimizi bilsek bu günlere gelirmiydik acaba? Yaşananmış olanlar ile günümüzde yaşadıklarımız o kadar da benzer ki. Sorugulayan ve kendine sunulan ile yetinmeyen az sayıda insan dışında herkes sadece televizyonda gördüklerine veya gazetede okuduklarına inanmayı seçmiş görünüyorlar. O yüzden olan bitene şaşırıyorlar, o yüzden dizlerini dövüp “vah vah” diyorlar.

Posta kutuma , 1919 yılında Ömer Sami Coşar’ın hazırlamış olduğu “İstiklal Harbi” gazetesi örnekleri geldi. Sadece göz gezdirdiğim bir kaç sayfada bile günümüzde yaşananlara benzer o kadar çok olayla karşılaştım ki buraya taşımadan duramadım. Milletimiz can çekişirken, düşman dediğimiz İngiliz ve Fransız askerleri insanımıza tecavüz ederken saray erkanı düğün dernek işlerine devam etmişler mesela. Döndürüp dolaştırıp önümüze getirdikleri Ermeni veya Kürt sorunları da yine aynı şekilde o zamanlarda da gündemi meşgul etmekteymiş. Okumaya devam et

Garip ve acı kategorisine gönderildi | 1 yorum

Mısır'da Camilla Yangını ve Acıbadem'deki Kediler

Camilla Şehata Mısır’ın İskenderiye şehrinde yaşayan bir kadın. 2010 yılında rahip olan kocasından, geçinemediği için ayrılmış ve bir süre ortadan kaybolmuş. Bu süre içinde ise müslüman olduğu söylentileri yayılmış. Ancak peşini bırakmayan kilise yanlıları Camilla Şehata’yı yakalayarak kiliseye teslim etmişler. Televizyona çıkan Camilla müslüman olmadığını ve dinini değiştirmediğini açıklasa da, kökten dinci müslüman halktan bir kesim baskı ile konuşturulduğunu düşünerek gösterilere başlamış. Bu gösteriler ortalığı karıştırarak katliamlara bile yol açmış. Müslüman oldun-olmadın, hıristiyan değilsin-öylesin, budur-şudur derken bir sürü insan hayatını kaybetmiş.
Peki Camilla ile Acıbadem’deki kedilerin bağlantısı nerede? Şimdi o konuya geçeyim.

Sabah Camilla ilgili radikal islamcıların bir kiliseyi ateşe verdikleri haberini okudum, öğleden sonra ise yaşadığımız siteden gelen kadın çığlıkları ile irkildim. 5 dakika önce bisikletimle eve geliyordum, sitemizde yaşamlarını sürdüren kedilerin etrafında bir kaç görevli görünce farklı bir şeyler olduğunu anlamış gibi oldum. Okumaya devam et

Genel kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Onlarca Hamle Sonrasını Planlayan Hainlerin Oyunu!

Satranç oynamayı ilkokuldan beri severim, iyi de oynarım. Satranç tahtasının üzerinde bir tarafta benim askerler diğer tarafta da düşman askerler olur ve rakibimle uzun bir süre mücadele ederdik çocukken. İlkokulun daha başlarında olduğum için hayal gücüm de eğitim sistemimizden dolayı daralmamış olduğu için, satranç oynarken uçsuz bucaksız yemyeşil ovalarda savaştırırdım askerlerimi. Ben de kalemden savaşı idare ederdim. Şimdilerde çocuklar bilgisayar oyunları yüzünden sadece başkalarının hayalgücünün içine sıkışmak zorunda kalıyorlar ne yazık ki! Satranç oynarken sadece bir hamle ilerisinin değil neredeyse oyunu sonlandıracağım hamlelerin tümünü hesaplamam gerekirdi. Oyunu kazanmam için gerekliydi bu. Sadece kendi oyunumu değil, karşı tarafın planladığı oyunu da hesap edip onun önünü kesmeli, eğer benim önümü kesecek hamleleri oluyorsa da farklı stratejiler geliştirmiş olmam gerekirdi. O yüzden de beynim durmadan çalışır, hayal gücümü de beslerdi. Oyun bittiği zaman hem eğlenmiş hem de bir çok şeyi öğrenmiş olurdum.

Ve sonra yıllar geçti. Şahın başında taşıdığı “haç”ı yıllar geçip hayatın oyunlarla dolu yüzüne aklım erince farkediverdim. Okumaya devam et

Garip ve acı kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Hayri Gülle'nin de Nişantaşı'ndan Geçen Kanal Projesi var!

Yeğenimi okuldan almak için yola çıktım. Hava güzel olsaydı, her zamanki gibi bisikletimle giderdim. Ancak nedense bu sene güneş ortalığa çıkmayı pek istemiyor. Bünyemiz ilkbahara hazır iken havanın ısısı hala yağmur için can atıyor. Durum böyle olunca arabaya atladım. Hababam sınıfı müziğinin okul zili olmasından dolayı genelde zil çalmadan önce okulda olmaya çalışıyorum. Arabayı park ettikten sonra beklemeye başladım. Beklerken de vaktimin anlarını kitap sayfaları ile doldurmak için yanımda getirdiğim kitabı okumaya başladım. Sayfanın yarısına gelmemiştim ki bir veli arabasını karşı tarafa parketti ve beklemeye başladı.

Sayfayı çevirirken kafamı kaldırıp etrafa bakmıştım ki az önce arabasını park eden velinin ellerini burnunda sondaj çalışması yaparken yakaladım. Hani televizyonda beğenmediğimiz bir programı izlemek istemiyorsak kanal değiştiriyoruz ya, ben de o an aynısını yapmak isterdim, yapamadım. Okumaya devam et

Genel kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

İhanetin Piçleri ve Sessizliğin Hiçleri – Utku Erişik

Posta kutuma çok sevdiğim bir ablamdan ileti gelmişti. Konu bölümünde İhanetin Piçleri ve Sessizliğin Hiçleri” yazdığını görünce konunun içeriğini az çok tahmin ettiğim için bir kaç gün sonraya erteledim okumayı. Ve az önce değerli insan tiyatro oyuncusu-yaza Utku Erisik’in yazdığı satırları okumayı bitirdim. Gerçeklerdi yazdıkları, şimdinin ve aslında geçmişin de gerçekleri. Büyük bir çoğunluğun gözlerini kapatmayı seçtiği gerçekleri yazmış ve insanın yüreğine dokundurmuş. Yüreği olmayan ruhsuzlar zaten okusalar dahi bir şey anlayamazlar bu yazıdan, o yüzden anlayanlar için acıyan da yine yüreklerdir. İşte gerçekler:

Tiyatro Oyuncusu – Yazar
Utku Erisik

“Tüm nezaketimle yazıyorum…
Yazık ettiğiniz bir ülkede, yazık ettiğiniz çocukların titreyen sesleriyle, yazık ettiğiniz anaların keskin çığlıklarıyla, yazık ettiğiniz babaların acılı haykırışlarıyla yazıyorum. Tüm nezaketimle, ihanetin piçleri ile onlara karşı sesi çıkmayan muhalefetin hiçlerine yazıyorum. Okumaya devam et

Genel kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Midem kaldırmıyor ama ilacı yok ne yazık ki…

ÖSYM Başkanı Prof. Dr. Ali Demir
(Güzel bir fotoğraf koymak isterdim ama o zaman konuya uygun olmazdı!)

Televizyonların yarattığı bulantıdan bahsediyorum. Günlük hayatımın içine televizyonu sokmadığım için pek memnunum. Ancak aile bireylerimin böyle bir seçim yapmasını elbette bekleyemem. Ben de günlük işlerden birisini yapıyorsam ses olsun diye televizyonu açıp dinlerim. Son iki sefer kumandanın rotası ne yazık ki öyle programlara ve o programlarda konuşan öyle garip laflara denk geldi ki şaşırdım kaldım. Son bir kaç senedir programları ve içerikleri, dahası da ekrandaki insan kılığındaki maymunları beğenmediğim için izlemiyordum. Ancak şu anda gelinen durum ne yazık ki daha da içler acısı. Daha fazla uzatmadan konuya geleyim ve de içimi döktüğüm için bir parça olsa da rahatlayayım.

Dağ gibi birikmiş olan çamaşırları ütülemek için oturdum ütü masasının karşısına, televizyon da NTV ‘de duraklamış. Neyime sanki güzel güzel ütü yapmak ve de düşünmeyen insan modeli olarak kalmak yerine televizyonu açıyorum ki zaten.  Ütü yaparken izlenecek kanal mı zaten ntv! Okumaya devam et

Garip ve acı kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Deprem Bölgesine Nükleer Santral Yaptıracağım Diyen Bebelere…

Japonya’da deprem oldu, kıyamet gibi…
Aklım hemen 99 depremine gitti. O günleri, yaşadıklarımızı hatırladım. Korku, endişe, üzüntü, acılar…Bunlar gözümün önünde canlanmışken televizyon ekranlarına tisunami görüntüleri düşmeye başladı. O ana kadar bizdeki yazarlar “Japonya 9 şiddetinde sallanıyor 300 kişi ölüyor, biz 6 ile sallanıyoruz bilmem kaç bin ölümüz oluyor” diyerek zaman yitirmeden yazılar yazmaya başlamışken, dev gibi dalgaların ahşap evleri kibrit kutusu gibi sürüklediğini izledik. Ekrana bakarken bu defa 11 Eylül’de ikiz kulelere uçaklar dalış yaparkenki ruh halim geldi aklıma. Her iki olayı da, daha önceden izlediğim “aksiyon” denilen filimleri gibi izledim. Ben bu duygumu farkedene kadar da bu gerçek değişmedi. Ve hayatımıza giren televizyonların yol açtığı sinsi tehlikeyi bir kez daha derinden farkederek irkildim. Okumaya devam et

Garip ve acı kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Hepimiz Maymunuz – Nihat Genç

Bugün de tutuklamalar olmuş. Bölücülere karşı ülkemizi savunmuş değerli askerlerimiz, vatanını seven gerçek aydınların evleri basılıp apar topar sorulanmadan hapse atılıyorlar. Amaç herkes korksun, herkes maymunlaşsın diye heralde. Bu konuda Nihat Genç’in OdaTV sitesinde yazmış olduğu yazısını paylaşmak istiyorum. Nihat Genç’in yazısı:

“Dün ODA TV’yi takip edenler öğlen saatlerinden akşam yediye kadar ‘yorumların’ girilmediğini fark etmiştir, telaşla yorumlara bakan ‘Mümtaz ağbinin başına bir şey gelmesin..’ diye aradım, ‘yok yok, annemdeyim, hastalık işleri…’. ‘Boşluk olunca insanın ödü kopuyor Mümtaz ağbi’ deyip telefonu kapattım, korktuğum ertesi sabah başımıza geldi. Okumaya devam et

Garip ve acı kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

2 ayaklılarla işi olmazmış!

10 gündür keçi veya başka bir hayvan gribine bulaşmışım, sürünüyorum. Günün neredeyse tamamını uyuyarak geçirsem de ağrılarım 5 gün gitmedi bir yerlere. O yüzden bol bol eski yeşilçam filimlerini izledim hatta hatmettim. Bu sırada dünyada olan bitene bakıp da moralim bozulmasın diye uğraş versem de yine gündemi takip ettim. Sinir bozucu olayların yanında bir tane zavallı haber gözüme ilişti. Eski artist ve yönetmenin son karısı Fatoş Güney demiş ki “2 ayaklılarla işim olmaz”. Artık kendisini 4 ayaklı hayvanlara adamış ve bu uğurda çalışacakmış. Okumaya devam et

Genel kategorisine gönderildi | Yorum bırakın